Devleti elinde tutan bütün gücü elinde tutar

Haberin Devamı

Siyasilerin çıkardıkları kavgaları, savaşları tahlil edenler temeldeki gerçeği zaman zaman gözden kaçırıyor:

Türkiye halen sıkı bir “devletçilikle” yönetilmektedir, bu nedenle de siyasi iktidarlar demokratik düzenle yönetilen ülkelerden daha güçlüdür.

Başbakan Erdoğan, elinde tuttuğu bu gücü gördüğü ve gerektiğinde kullanabileceğini bildiği için kolayca kavga çıkarabiliyor.

İktidara sahip olan siyasi parti bu devlet gücünü de ele geçirmiş olur. Bu gücü “layıkıyla” kullanabilmek içinse bütün devlet kurumlarında kadrolaşma şarttır.

Siyasi iktidarın sahip olduğu güç öyle bir güçtür ki, “bağımsız yargı” bir temennidir. “Bağımsız ve özerk kuruluş” denilen çeşitli denetim ve düzenleme kurum ve kurulları da lafta bağımsızdır, dolayısıyla onlar da siyasi iktidarla “uyum” içinde yaşamak zorundadır.

Bu gücü gören başbakanlar, hükümetin, devletin bakanlarından söz ederken “benim bakanım” demekle içlerinde taşıdıkları övünmeyi dile getirirler.

***

Devletçilikle yönetilen bir ülkede iş hayatı da neredeyse tümüyle siyasi iktidara bağımlıdır. Siyasi iktidarlar, istedikleri zaman, tabii bu bir ölçüde becerilerine de bağlıdır, istedikleri şirketi zora sokar, batırabilir. İstediklerini de büyütür, yeni zenginler yaratabilir.

Demokrat Parti kendi zenginlerini yaratmıştı, aynı sistemi Demirel de Özal da devam ettirdi. Yılmaz ve Çiller dönemlerinde sürekli krizler dolayısıyla bu işlerde fazla başarılı olunamadı, zenginleştirme kısıtlı çevrelerde kaldı. Ama AKP iktidarında “istediğin şirketi büyüt, kendi zenginlerini yarat” sistemi doludizgin devam ediyor.

Başbakan Erdoğan da bunun için öfkeleniyor: O ki, sahip olduğu güçlerle kendi zenginlerini yaratmıştır, kendi çevresinde yeni sermaye gruplarının temayüz etmesini sağlamıştır, ama söz geçiremediği birileri hâlâ vardır.

Şu anda AKP’yi destekleyen “yandaş medya”nın tümü AKP iktidarında serpilmiş, gelişmiş, büyümüş ya da yaratılmıştır.

***

Bu güç siyasileri çok kolay “bozar.”

Sık sık rahmetli Menderes’i hatırlıyoruz. “Ben istersem odunu milletvekili seçtiririm” ve Meclis’e yönelik “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” özlü sözleri ona aittir.

Türkiye devletçilikle yönetildiği, her şey siyasi iktidar sahiplerinin iki dudağı arasında olduğu sürece “demokrasi kültürü” de boş laftır, “bağımsız yargı” da boş laftır. “Üniversite özerkliği” hayaldir, “liberal ekonomi” ise en boş laftır.

Sandıktan çıkmış başbakanlar bunun için rahattır, ağızlarına geleni söyleyebilirler, çünkü her şey dönüp dolaşıp onlara gelmektedir, herkesin kaderi onların ağzından çıkacak iki kelimeye bağlıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR