Ders kitapları

30'lu, 40'lı hatta 50'li yılların ders kitapları ile son kırk yılın orta öğretim ders kitapları kıyaslandığı zaman ortaya çok acı gerçekler çıkmaktadır

Haberin Devamı

30'lu, 40'lı hatta 50'li yılların ders kitapları ile son kırk yılın orta öğretim ders kitapları kıyaslandığı zaman ortaya çok acı gerçekler çıkmaktadır. Ders kitaplarını kıyaslamanın yanı sıra o yıllarda devlet lisesi mezunu olanlarla sonraki yıllarda devlet lisesi mezunu olanlar arasında yapılacak kıyaslamalar da bizi yine acı sonuçlara götürecektir. Eğitim kalitesinin düşmesi sürecinin bir tarafında ders kitapları bulunmaktadır. Yalan yanlış bilgiler, anlamsız yönlendirmeler, gereksiz hamaset, çocukların öğrenme isteğini kıracak derecede "ağır"lık giderek ders kitaplarının ana nitelikleri olmuştur. Çocukların, gençlerin okumayı sevmelerini sağlaması; onları severek öğrenmeye, merak etmeye yönlendirmesi gereken ders kitapları giderek sadece birer "ağır yük" e dönüştürülmüştür. Son kırk yıl içinde bu meseleye kökten el atma yönünde birkaç girişim olmuş, ancak bunlar da "ön" girişimden öteye gidememiştir. Hiçbir yönetim bu sistemde temel bir değişiklik yapamamıştır. Sonuç olarak da bugün ders kitapları sadece çocukları korkutmaya, bezdirmeye, okumaktan soğutmaya yaramaktadır. Eğitimde ileri ülkelerin ders kitaplarına bakıldığında da aradaki büyük fark apaçık ortaya çıkmaktadır.

Kaynak değil temizlik gerek
Bu sorunun devam ediyor oluşunun temel nedeni, Ankara'ya egemen olan "siyaset" anlayışıdır. Diğer bakanlıklar gibi Milli Eğitim Bakanlığı da uzun yıllardır "bizimkiler" in atamalarının yapıldığı, siyasi açıdan "stratejik" bir bakanlık olarak görülmektedir. Meseleye bu tür bir siyaset anlayışıyla bakıldığı içindir ki Türk gençlerinin, Türk çocuklarının 2000'li yıllarda nasıl bir eğitimden geçmesi gerektiğine ilişkin uzun dönemli planlar geliştirmekle ilgilenilmemiştir. Her parti, her bakan kendi eğilimlerine, kendi bakış açısına göre bazı küçük işler yapmış, daha çok tayinlerle uğraşmış, gündelik sıkıntılarla başetmeye çalışmış ve gitmiştir. Ondan sonra gelen de aşağı yukarı aynı şekilde davranmış, o da gitmiş ve bu çark yıllarca böyle dönüp durmuştur. Milli eğitimde "kalıcı bir şeyler" yapılması ne zaman konuşulsa ortaya kaynak, bütçe meselesi atılmakta, "ne yapalım para yok" denilip işin içinden çıkılmaktadır. Ders kitaplarının tümüyle çağdaş bir eğitim anlayışına uygun olarak elden geçirilmesi için hiçbir kaynağa ihtiyaç yoktur. Türk çocuklarının 21'inci yüzyılda daha iyi eğitilmiş olarak, daha iyi donanmış olarak ve okumayı, öğrenmeyi seven gençler olarak yetiştirilmeleri için öncelikle bugünkü ders kitaplarının büyük çoğunluğunun çöpe atılması şarttır.

DİĞER YENİ YAZILAR