Askerin siyaset üzerindeki etkileri ve ağırlığı tartışılırken söz yine Türkiye'deki ilk askeri darbe olan 27 Mayıs 1960'a geldi.
Kuşkusuz, her vatandaş siyasi inançlarına ve dünya görüşüne uygun olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin müdahalelerini destekleyebilir ya da bunlara karşı çıkabilir, hatta kimini olumlu kimini olumsuz bulabilir.
Ancak Türkiye'deki askeri darbe ve müdahaleler üzerine tartışırken, demokrasimize yapılmış en büyük kötülük "27 Mayıs 1960 darbesidir" demek haksızlık olur. Çünkü Türkiye'de demokrasiye ilk ağır darbeleri vuran, ne yazık ki seçimle gelmiş bir sivil iktidar, Demokrat Parti (DP) iktidarıdır.
Türkiye'de çok partili demokrasiye geçiş kolay olmamıştır. Atatürk iki kez denemiş, her ikisinde de hızla yükselen toplumsal gerilim nedeniyle geri adım atmak zorunda kalmıştır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra İsmet İnönü çok partili demokrasiye geçişin kaçınılmaz olduğunu görmüş, 1946'da kör topal başlayan süreç 1950'deki ilk serbest seçimler ve DP'nin iktidar olmasıyla noktalanmıştır.
Daha doğrusu 14 Mayıs 1950, Türkiye'de çok partili demokrasiye geçişin miladı olarak görülmektedir.
1950-1960 arasını tümüyle atlayıp 27 Mayıs 1960'a, sanki aradaki 10 yıl yokmuş gibi gelirsek Türkiye tarihini fazlasıyla çarpıtmış oluruz.
Askeri darbelerle ilgili tartışmayı bir an için tümüyle kenara bırakalım ve 27 Mayıs 1960'a nasıl gelindiğini anlamaya çalışalım, işte tablo:
Yok sayılan on yıl...
1955'in 6-7 Eylül günlerinden başlayalım, İstanbul yağmalandı ve bu yağmaya (doğrudan düzenlememiş bile olsa) DP erkânı göz yumdu, çünkü hedef Müslüman olmayan Türk vatandaşlarıydı. "Galeyan" gerekçesi Selanik'teki Atatürk'ün doğduğu eve bomba konmasıydı ve bugün herkes biliyor ki bu olay tümüyle o dönem yönetiminin bir provokasyonudur. DP yönetimi yağmaya önce seyirci kaldı, iş çığırından çıkınca müdahale etti, sıkıyönetim ilan edildi vs. Ve dikkat:
Olayın düzenleyicileri olarak, o günlerde ne kadar solcu bilinen varsa onlar toplanıp hapse atildı.
Türk demokrasisine en büyük darbe böylece vuruldu.
Sonra da arkası geldi.
Basın Kanunu değiştirildi, sansür getirildi.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu değiştirildi, herhangi bir toplantı yapmak imkânsız hale getirildi.
CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek bir konuşmasından dolayı 1 yıl hapis, 10 ay sürgün cezasına çarptirıldı.
Osman Bölükbaşı tutuklandı, 10 ay hapis yattı.
Prof. Hüseyin Nail Kübalı bir demeç verdi, üniversiteden atıldı.
İnönü'nün demeçlerine, hatta Meclis görüşmelerine yayın yasağı getirildi.
İnönü Uşak ve Kayseri'de saldırıya uğradı, güvenlik güçleri seyretti.
Doğu Avrupa komünist yönetimlerindeki Vatan Cephesi taklit edildi.
Yerel DP yöneticileri herkesi Vatan Cephesi'ne yazılmaya zorladı. Radyo her akşam uzun uzun "yeni katılanlar" listeleri yayınladı.
Gazetelere sürekli yayın yasakları uygulandı.
Aralarında Cemil Sait Barlas, Ahmet Emin Yalman, Metin Toker'in de bulunduğu onlarca gazeteci ve yazar hapse atildı.
Meclis, Tahkikat Encümeni yetki kanununu çıkardı. Bu komisyona mahkeme, hakim ve savcı yetkileri verildi...
Bunlar 5 yılın, 1955-1960 arasındaki olayların kısa bir özetidir.
Şunu da hatırlatalım: 1960 yılı nisan ayında İnönü "yurdun ve demokrasinin selameti için" erken seçime gidilmesini önerdi. DP'nin cevabı İnönü'nün dokunulmazlığının kaldırılması için harekete geçmek oldu.
Keşke 27 Mayıs 1960 olmasaydı, ama ondan önce keşke DP genç Türk demokrasisine, iktidar hırsıyla bu ağır darbeleri vurmasaydı.
Askerin müdahaleleri tartışılırken, sivillerin demokrasiye verdikleri zararların da tartışılması zorunludur.
Demokrasiye ilk darbeler
Askerin siyaset üzerindeki etkileri ve ağırlığı tartışılırken söz yine Türkiye'deki ilk askeri darbe olan 27 Mayıs 1960'a geldi
Haberin Devamı

