Yüksek Seçim Kurulu’nun kararını bütün dünyanın ve Türkiye’nin Kürt vatandaşlarının nasıl gördüğü tartışmasız olarak bellidir: Türkiye’nin Kürt vatandaşlarının demokratik siyaset yapmaları istenmiyor.
YSK’nın bağımsız adayları veto kararını “hukuk” adına savunmaya çalışanların söylediklerinin önemi yoktur; özellikle bizimki gibi karmaşık ve her kanun maddesine karşı bir başka kanun maddesinin bulunduğu “sistem”de hiçbir önemi yoktur.
Karar siyasidir, amacı da BDP’nin Meclis’te güçlü bir grupla temsil edilerek, demokratik sürece katılmasının, yeni anayasa çalışmasında bulunmasının engellenmesidir.
YSK’nın kararına sevinenler, belki farkındadırlar belki değil, ama demokrasiye bomba konulmasını doğrudan onaylamış oluyorlar. Kürtlerin demokratik siyaset içinde yer almasını istememek terör ortamının devam etmesini istemek anlamına gelir.
Vatandaşını, vatandaşının hak ve özgürlüklerini, demokrasiyi değil, kendi anladığı bir devleti koruma güdüsüyle hareket eden yüksek yargı, genel seçime de “şaibe” getirmiş oluyor.
Bu karar yürürlükte kalırsa; BDP ve bağımsız adaylar seçime katılmama kararı alsalar da almasalar da seçimin meşruiyeti tartışma konusu olacaktır.
Açıklandığına göre hukukçular, söz konusu bağımsız adayların hukuki durumlarıyla ilgili olarak YSK ile sürekli görüşme içinde olmuş ve son ana kadar bir sorun belirtilmemiştir. Bir iddiaya göre bir “vatandaş” bağımsız adaylarla ilgili “kapsamlı dosyalarla” YSK’ya başvurmuş ve karar bu başvuru üzerine alınmıştır.
YSK bu “vatandaş”ın kim olduğunu, bu “vatandaş” da “kapsamlı dosyaları” nasıl hazırladığını açıklamak zorundadır.
Bir gün öncesine kadar nitelikli, düzeyli ve adil bir seçime gitmeye hazırlanan ülkenin bir anda gerilime sürüklenmesini sağlayan kararın ardında ne olduğunu öğrenmek bütün vatandaşların hakkıdır.
Bir baskı altında kalmış olsa da “bombayı koyan” sonuçta YSK’dır ve o “bombayı” ortadan kaldırmak da bu kurula düşüyor.
CHP’nin önerdiği, “Meclis toplansın gerekli yasa ve anayasa değişikliklerini yapsın” önerisi gerçekçi değildir, çünkü kararında ısrar eden YSK’nın geçen referandumda yaptığı gibi, bu değişiklikleri seçimlerden bir yıl önce yapılmış olmadığı gerekçesiyle kabul etmemesi ihtimali yüksektir.
Demokratik ve meşru bir seçimi sağlayabilecek olan kurul YSK’dır.
Eğer YSK bu kararını düzeltmezse BDP’nin desteklediği ve diğer bağımsız adayların seçime katılmama kararı almalarını eleştirmeye ne AKP’nin ne CHP’nin hakkı olacaktır.

