Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel geçen hafta sonu Habertürk'te bir programa katıldı ve AKP'ye en ağır "laiklik" saldırısında bulundu.
Demirel'in AKP'ye en ağır gelen sözü, türbanlılar için söylediği "gitsinler Suudi Arabistan'da yaşasınlar" oldu.
Siyasetin ve ülkenin "baba"sı olma rolünü seçmiş olan Demirel'in ülkenin gündeminde çok önemli konular varken böyle sert bir laiklik çıkışı yapması bazılarına garip gelebilir. Hatta kimileri Başbakan Erdoğan gibi, bu saldırıyı Demirel'in aile şirketlerine yönelik devlet işlemlerinde arayabilir.
* Elbette Baba'nın böyle küçük bir çıkar meselesi üzerine siyaset yaptığına inanmak çok zordur. Bunu, en yeminli Demirel muhalifleri bile inandırıcı bulmaz.
Buna karşılık Demirel'in bu çıkışı dolayısıyla, siyasi İslamın yakın siyasi tarihimizde, özellikle de Demirel'in Ankara'nın en tepesinde bulunduğu yıllardaki gelişimine bakmak gerekiyor.
1960'lı yıllarda ülkede bir sol dalga yükseldiği sırada; bununla mücadele etmek için radikal sağı "komünizmle mücadele dernekleri" çatısı altında toplayan, bu örgütlemenin çatısını siyasi İslamcı yapılar üzerine kuran Adalet Partisi'nin başında Demirel vardı.
Erbakan'ın siyasi İslama dayalı partileriyle hükümet ortaklığı kuran önce Ecevit, sonra da Demirel olmuştur. 1970'li yıllarda cemaat örgütlenmelerinin devletin çeşitli kurumlarında yerleşmesine ve "ele geçirme" faaliyetlerine yine Demirel'in başbakanlığı dönemlerinde, Milliyetçi Cephe hükümetleri altında -tam anlamıyla- yol verilmiştir.
İmam hatip okullarının bir tür paralel eğitim sistemi şeklinde geliştirilmesinde Sayın Demirel'in katkılarını da unutmamak gerekiyor. İmam hatiplerin din görevlisi yetiştiren meslek okulları olmaktan çıkarılması Demirel'in iktidar dönemlerine rastlar.
Biraz daha geriye giderek, 1950 - 60 arasında Demokrat Parti'nin de siyasal İslamın asıl tabanını oluşturan cemaatlerle ilişkilerini hatırlamak gerekiyor.
* Siyasal İslam bugünkü durumuna bir günde gelmedi. İmam hatip sorunu denen sorun bir günde çıkmadı, türban diye bir sorun bir günde çıkmadı.
Bütün bunlar Demirel'in 40 yılı aşan siyasi hayatı içinde ortaya çıktı, gelişti, büyüdü ve bugünkü yumağı oluşturdu.
* Demirel'in "gerçek" anılarını çoktan yazmış olması gerekiyordu. Ama o, "şu kadar ülke gezdim, şu kadar baraj yaptım" anılarını yazdı. Gerçek siyasi anılarını yazması ve bu dönemi içtenlikle anlatması gerekiyor. Sayın Demirel'in gelecek kuşağa en yararlı armağanı bu olacaktır.

