Yavuz Donat'ın Sabah Gazetesi'nde 1 Mayıs günü yayımlanan yazısının sonunda, Süleyman Demirel'in şöyle bir cümlesi vardı: "Askeri konuşmak mecburiyetinde bırakmamak lazım. Yoksa siyasi iktidar üzerinde asker nüfuzu varmış gibi oluyor. Asker ile sivil makamlar arasında ahenksizlik olmamalı. Ve askerin rahatsızlığı ya da konuşma ihtiyacı sivil makamlarca karşılanmalı..." Bu sözleri okuyunca, özellikle gençler, sayın Demirel'in 40 yıllık siyasi hayatı boyunca böyle bir üslup izlediğini ve askerin siyasete müdahalesini engellediğini düşünebilir. Gençlerin fazla bilmedikleri, çok fazla kişinin de unuttuğu olayları hatırlatırsak Sayın Demirel kızabilir, ama bilmeyenlere bir faydamız olabilir.
Kırk yıla bakınca...
* 1960'da Demirel üst düzey bir bürokrat olarak Demokrat Parti'nin kadrosu içindeydi. 27 Mayıs 1960'ta askeri darbenin ardından Demokrat Parti çizgisinde kurulan Adalet Partisi'nın ilk Genel Başkanı emekli general Ragıp Gümüşpala olmuştu. Neden acaba? Gümüşpala tedbirine rağmen askeri kaynaklı bir gösteride Adalet Partisi Genel Merkezi saldırıya uğradığı zaman binayı terkeden politikacılar arasında Süleyman Demirel vardı.
* 1960'lı yıllarda, özellikle 1968'den itibaren gelişen toplumsal olaylar tırmanırken Başbakan Süleyman Demirel'di. Demirel Başbakan'di, direksiyon bütünüyle onun elindeydi ve 12 Mart 1971 günü Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının imzaladığı muhtıra ona verildi. Demirel istifa etti ve siyasete devam etti.
* 1970'li yılarda Demirel Milliyetçi Cephe hükümetlerini kurarak ülkede tırmanan kanlı gerilim ortamına gereken katkıda bulundu. Ve 12 Eylül 1980'de Silahlı Kuvvetler, emir komuta zinciri içinde yönetime el koyduğu zaman Demirel Başbakan'di. 1997 yılında, Erbakan-Çiller koalisyonuna karşı "28 Şubat süreci" başlatıldığında Demirel bu kez Cumhurbaşkanı'ydı. Siyasi yanlışlarıyla ve ufuksuz taktikleriyle Erbakan'ı iktidara taşıyan, başta Çiller'in DYP'si olmak üzere bütün "laik" partilerin beceriksizliği ve aymazlığının faturası bu kez "28 Şubat süreci" oluyordu.
"Nesne" ne zaman ısırır!..
O döneme ilişkin olarak Sayın Demirel'in tavrı, bu kelimelerle söylenmese de "Çok daha kötü şeyler olacak, demokrasi daha büyük bir arıza yapacaktı ben engel oldum" havasıdır. Bu "hava"nın doğru olup olmadığını o dönemin en mahrem görüşmelerine Köşk çalışanı olarak tanık olan Cüneyt Arcayürek'in yeni kitabı yayınlandığı zaman anlayacağız. Demirel'in geçen hafta söylediği cümle ile 40 yıllık siyaset hayatında olan bitenler pek örtüşmüyor. Eğer şunu söylemek istiyorsa anlayabiliriz: "Ben askeri siyasetten uzak tutmayı hiç başaramadım, inşallah bundan sonraki siyasiler başarılı olurlar." Sayın Demirel'in Cem Yılmaz ve Vedat Özdemiroğlu ile yaptığı, Haftalık dergisinin ilk sayısındaki sohbette de şöyle bir cümle vardı: "Halk dediğiniz nesnenin, öpmesiyle ısırması arasında kılpayı vardır! Bakarsın seni çok sever kucaklar. Bir dakikanın içinde iter..." Herhalde "halk denilen nesne" gerekçesiz ısırmaz, kendine hizmet edeni, ülkesini iyi yöneteni kucaklar. Ama o kişi dikkatini hizmetin dışındaki bir taraflara çevirirse ısırmakta tereddüt etmez. Halk durup dururken ısırmaz.
Demirel demiş ki...
Yavuz Donat'ın Sabah Gazetesi'nde 1 Mayıs günü yayımlanan yazısının sonunda, Süleyman Demirel'in şöyle bir cümlesi vardı
Haberin Devamı

