Başbakan önceki gece, Kanal 24 televizyonunda üç gazetecinin sorularını cevaplandırdı.
Öncelikle bütün gazetecilik okulları bu görüşmenin kasetlerini bütün gazetecilik öğrencilerine göstermeli ve gazeteciliğin ne olamayacağını bu örnekle anlatmalıdır.
Ne yazık ki gazeteci arkadaşlarımızın soruları meslek tabiriyle “çanak soru” niteliğini aşamadı, hatta bazıları zaman zaman yardımcı olarak, Başbakan’ın eksik bıraktıklarını tamamladılar.
Bazen de “herhalde şöyle demek istiyorsunuz” diyerek ifadesini düzelttiler.
Örneğin Başbakan, Aydın Doğan’a “çoluğum çocuğum ile uğraşılmasın” dediğini söylediği zaman “oğlunun gemisini” sormadılar. Bu ve benzeri “iş” haberleri dışında hangi gazetede “özel hayata” giren hangi haberin yer aldığını da sormadılar.
Gazeteci arkadaşlarımız Başbakan’ın Doğan Grubu ile kavgası konuşulurken, bu grupta çalışan gazetecilerin ayırt edilmesi konusunda bir uyarıda bulundu. Tayyip Bey bu çaba üzerine de sonunda “çok az istisnalar olabilir ama hepsi aynı” demek durumunda kaldı. Bu bile Başbakan’ın nasıl bir “düşmanlık” duygusu ile yaşadığını gösteren yeterli bir kanıttır.
Başbakan ABD Kongresi’nin insan hakları raporunun Türkiye ile ilgili bölümünde “basına baskı” konusunun yer almasını Hillary Clinton’a şikâyet edecekmiş. Sanıyor ki rapora bu bölüm gizli faaliyetler sonucunda konulmuştur. Bizden kendisine tavsiye, sakın bu konuyu açmasın, çünkü hem alacağı cevaptan hiç hoşnut kalmayabilir hem de ABD Dışişleri Bakanı’nın gözünde olumsuz not alır.
***
Başbakan için dünya “dostları ve düşmanları”ndan ibaret.
Bu basit mantık, mantığın sahibini rahatlatabilir, her meseleye böyle bakabilir, “bu dost, öbürü düşman” deyip kesip atabilir. Böylece dost bellediklerinin her söylediklerine inanır, düşman bellediklerinin her söylediğinde kasıt arar; düşünmesine, farklı düşünceleri tartmasına, eleştirileri değerlendirmeye çalışmasına hiç gerek kalmaz.
Başbakan’ın medya patronu fikrindeki “parasını o veriyor ya” vecizesi de sadece medya çalışanlarına değil, bütün çalışanlara bakışının “parayı veren düdüğü çalar” basitliğinden ibaret olduğunu da göstermiştir.
Tayyip Erdoğan “delikanlılık” konusunda hassastır, sık sık bu niteliğiyle övünür. Televizyonda canlı yayına üç “muvafık”, “yandaş” gazeteci ile çıkmasının ne kadar “delikanlılık” olduğunu da önce kendisi düşünsün.

