Futbol, güzel ve parlak bir ayna. Sadece oyunu ve oyuncuları değil oynandığı alanın bütün çevresini, orada bulunan herkesin durumunu yansıtan bir ayna.
Sahaya ve tribünlere savaşa çıkarmış gibi çıkıyoruz, oralardaki durumu olması gerekenden, aslında olduğundan çok daha farklı bir düzeye taşıyoruz.
Oynamak ve oyunu izlemekten çok, biriktirdiğimiz bütün olumlu olumsuz duygularla karşı karşıya geliyoruz.
Kazanmak, ne pahasına olursa olsun kazanmak; kazanmak için kandırmak, hile yapmak, hakemin üzerinde baskı kurmak, karşı tarafı korkutmak dâhil yapabildiğimiz her şeyi yapıyoruz.
Belden aşağı vurmak da sıradanlaşmış bir “yöntem” olarak her durumda geçerli. “Etik” lafını edenleri de “ama onlar da aynı şeyi yapıyor” diyerek susturuyoruz.
Önemsiz durumlarda demokrat ve haktanır kesiliyoruz, “evet top bizimkinin ayağından taca çıktı” diyerek kalite gösterisi yapıyoruz, ama söz konusu olan penaltı ise ne hakkaniyet kalıyor ne demokratlık. Taç skoru belirlemez ama penaltı belirler. Olur da taçtan dönen top kalemize girerse de başta ettiğimiz hakkaniyetçi ve adil laflarımızı hemen gözden geçiriyoruz.
Hakem lehimize verdiği her kararla “tarafsız” oluyor, karşı taraf lehine verdiği kararlarda “taraflı” oluyor.
Maçı biz kazandıysak hakem iyi yönetmiş oluyor, karşı taraf kazandıysa kötü yönetmiş oluyor.
Bütün hakemlerin “satılık” olduğuna inanıyoruz.
Bazen “bizimkiler hakemi almış” diye dedikodu yapıyor ve bizim yöneticilerimizin “başarı”sına seviniyoruz.
Bizim için kötü sonuçlardan sonraysa hakemin karşı tarafa “satıldığına” bütün kalbimizle inanıyoruz.
Adli Tıp, eğer beğendiğimiz bir karar çıkmışsa, “tarafsız ve bağımsız bir kurum” olarak övgülerimizi hak ediyor.
Kararı beğenmezsek Adli Tıp hakkındaki bütün eski defterleri açıyor, kurumun bütün yanlışlarını ortaya döküyor ve taraflı olduğunu bütün inancımızla bağırıyoruz.
Güncel bir örnek diye sadece Adli Tıp’tan söz ettik.
Futboldaki seyirciler ve taraftarlar bizleriz. Hakem ise herkes olabilir, siyasiler olabilir, yargı olabilir, herhangi bir kamu kurumu olabilir.
Futbol çok ama çok berrak bir ayna, şu anda da değerlerimizin nasıl sıfırlandığını, “birlik ve beraberlik” lafının nasıl da en büyük palavra olduğunu her hafta sonu gösteriyor.
İyi ki futbol var.

