Haberin Devamı
Cumhuriyet tarihimiz boyunca yaşadığımız siyasi çalkantılar iki “korku”yu sürekli olarak canlı tuttu. Ülkenin bir kesimi hep “demokrasi korkusu” içinde yaşadı. Bir diğer kesim ise “darbe korkusu”ndan kurtulamadı.
Son dönemdeki tartışmalar içinde “darbe korkusu”nun gereksiz bir “paranoya” olduğunu söyleyenler de çıktı. Onlara göre aslında korkulacak bir darbe olasılığı yok, Silahlı Kuvvetler’i “yıpratma operasyonu” var.
Buna inananlar herhalde, Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçtiği andan itibaren varolan bir “askeri müdahale” refleksinden haberdar değil.
- İsmet İnönü, 1950 seçimlerini Demokrat Parti’nin kazanması üzerine bazı yüksek rütbeli askerlerin kendisine gelip “müdahale edelim” dediklerini anılarında yazdı.
Demokrat Parti’ye karşı ilk cunta örgütlenmeleri 1957’de “9 subay olayı” ile ortaya çıktı.
- 6-7 Eylül 1955’teki rezaletin bir “özel harp operasyonu” olduğunu dönemin yetkili subaylarından biri uzun yıllar sonra açıkladı.
- 27 Mayıs 1960’ta askeri müdahale oldu, başbakan ile iki bakan asıldı.
- 1962 ve 1963 yıllarında Talat Aydemir iki kez darbe girişiminde bulundu, birincisinde İnönü tarafından bağışlandı, ikincisinin ardından yardımcısıyla birlikte idam edildi.
- 1969-1970 yıllarında Yön Dergisi hareketiyle başlayan Devrim dergisinin fikir öncülüğünde, darbe ortamı yaratılması için yoğun faaliyetlerde bulunuldu, bunun için devrimci gençlik hareketleri kullanıldı.
O çevre 9 Mart 1971 günü yönetime el koyma planı yaparken harekete geçemedi, buna karşılık 12 Mart 1971 muhtırası ile Silahlı Kuvvetler emir komuta zinciri içinde yönetime fiilen el koydu, solu ve demokratik hakları tasfiye planı uygulandı.
- 1974-1980 arasında dönemin başbakanlarından Bülent Ecevit, Özel Harp Dairesi, bugünkü özel kuvvetler ve Seferberlik Tetkik Kurulu’nun faaliyetlerinin üzerine gitmeye çalıştı, başarısız oldu.
- 12 Eylül 1980’de Kenan Evren başkanlığındaki askeri müdahalenin üzerine ülkedeki kanlı olaylar bir anda kesildi, Türkiye sütliman oldu. Yüz binlerce kişi mağdur edildi, “asmayalım da besleyelim mi” mantığıyla darağaçları kuruldu.
- 1983’te askeri yönetimin çeşitli baskılarına rağmen seçimi kazanan Turgut Özal, seçimin iptal edilmesini ve tutuklanmayı bekliyordu. Birkaç yıl sonra Özal’a, henüz aydınlanmamış bir suikast girişiminde bulunuldu.
- Susurluk rezaletine muvazzaf subayların karıştığı belirlendi, bu subaylar hakkında adları açık olarak belirlenmesine rağmen hiçbir işlem yapılmadı; tam tersine, terfi ettirildiler.
- 28 Şubat 1997’de MGK toplantısının ardından Erbakan-Çiller koalisyonunu devirme faaliyetini “Batı Çalışma Grubu” yönetti ve sonuç aldı.
- 2002 yılında AKP’nin seçimi kazanmasının ardından “Ayışığı”, “Yakamoz” gibi isimlerle darbe planları hazırlanmış olduğunu dönemin Genelkurmay Başkanı doğruladı.
- Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmemesi için bizzat Genelkurmay Başkanı’nın yazdığı e-muhtıra yayınlandı.
- Yeraltında silah depoları bulundu, asker kişilerin hazırladığı öne sürülen müdahale ve suikast planları ortalığa saçıldı.
Bütün bunların üzerine, “askeri müdahale korkusu anlamsız bir paranoyadır” diyenler ya kör cahildir ya halkı bilinçli olarak yanıltmayı amaçlamış “taraf” olan şahıslardır.
Her askeri müdahalenin ardından ülkenin biraz daha kötüye gittiğini görmemek için de insan kör cahilden de öte bir durumda olmalıdır.
Bunların tümü yaşandı, hatta daha fazlası yaşandı.
Ama bitti.
O dönem geride kaldı. Geride kalan dönemin son kalıntıları yargıya hesap verecek ve bu defter tümüyle kapanacak.
Bunu dün Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ en açık şekilde söyledi. Dünkü konuşmasının esası budur.
Sivil siyasiler de artık, darbeden medet ve koltuk umanlar dahil, bunu böyle bilmeli ve buna göre davranmalıdır.
Orgeneral Başbuğ noktayı koymuştur. Bu noktayı güçlendirmek için de sivil siyaset üzerine düşeni yapmalı ve darbeler döneminin bittiğini bütün ülkeye aynı açıklıkla ilan etmelidir.

