İki gündür dillerde fazlasıyla dolaşan bir ifade var. Buna göre, Ergenekon operasyonu “askeri darbe günleri gibi.” Zanlıların gözaltına alınma şekilleriyle ilgili birçok eleştiri daha önce de yapıldı, ama şu anda olanların askeri darbe günlerini arattığını söyleyenler, en azından hafızasızdır.
12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin ardından, birinde kısmi askeri yönetim, ikincisinde tam askeri yönetim altında yaşananları bilmeyenler sussun, bilerek bugünle kıyaslayanlar ise utanarak aynaya baksın.
Türkiye’de 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde hukuk tümüyle rafa kaldırılmış, insanların hayatları ipe sapa gelmez suçlamalarla karartılmış, hapishanelerin hepsi birer Guantanamo olmuştu.
Şu anda “askeri darbe dönemleri gibi” diye konuşanların bazılarının o dönemlerde askeri yönetimlerin pek fazla yakınında bulunmuş, darbeyi alkışlamış zevattan olduğunu da hatırlamak gerekiyor.
Ergenekon zanlılarına ve sanıklarına yöneltilen suçlama bellidir: Yasa dışı yollarla, silah ve terör yöntemleriyle siyasi iktidarı değiştirmeye çalışmak, askeri darbenin şartlarını ve sivil destek örgütlenmesini hazırlamak.
Eğer yargılama, 12 Mart ve 12 Eylül koşullarına benzer şekilde yürütülürse suçlamanın yerinde olup olmadığını anlayamayacağız.
Bu arada, Ergenekon soruşturmasına karşı büyük tepki gösterenlerden bazılarının sanki Türkiye’de yaşamıyormuş gibi bağırmaları da ilginç.
Türkiye’de ilk askeri darbe 27 Mayıs 1960’da yapıldı. Ardından 1962 ve 1963’te iki darbe teşebbüsü daha oldu. Bu dönemde asker kişilerin “siyasete müdahale” nin de ötesinde, nasıl en başta yer aldıklarını öğrenmek isteyenler için bol miktarda kitap var.
1971’in 9 Mart’ında “sol” içerikli bir darbe girişimi durdurulmuş, 12 Eylül günü ise müdahale emir komuta zinciri içinde yapılmış, 9 Mart’ın fikir babaları ve başını çekenler hapse atılmış, işkencelere uğramıştır.
Bütün bu dönemlerde toplumun önemli kesimleri çok kötü sınav vermiştir. Korku ya da başka saiklerle askeri yönetimler karşısında kuyruk kıstıranların bugün demokrasiyi en azından bu olay dolayısıyla savunmaları da önemli bir gelişmedir.
Ergenekon davası uzun bir tarihi sürecin sonu da olabilir, daha karanlık bir sürecin başı da olabilir. Bu, soruşturma ve yargılamanın tarzına bağlı olduğu gibi siyasilerin bu olayla ilgili olarak gerçekten “demokrasiden yana” bir tavır almalarıyla da yakından ilgilidir.
Eğer siyasi yapı bütünüyle gerçekten ve çifte standartlarından arınarak demokrasiyi savunursa Ergenekon davasıyla Türkiye bir üst aşamaya geçebilir. Ama bu dava yine küçük hesapların, kısır ve ufuksuz savaşların bir cephesi olarak kullanılırsa, dışardan bakanların söylediği gibi, Türkiye yeni bir uçurumla burun buruna gelir.

