Haberin Devamı
Bizim askeri darbe geleneğimiz eskidir. İmparatorluğun son döneminde İttihat ve Terakki darbeyle iktidar oldu, darbeyle muhalefeti temizledi.
Cumhuriyet çok partili rejime geçerken, 1950 seçimini Demokrat Parti’nin kazanması üzerine bazı üst rütbeli subayların İsmet İnönü’ye gidip müdahale izni istedikleri, ama alamadıkları da biliniyor.
1960 öncesinde de çeşitli askeri müdahale hazırlıkları yapıldı, sonra 27 Mayıs oldu. Sonra 9 Mart 1971’de “solcu” darbe girişimi son anda önlendi, bunun yerine karşı “kanat” 12 Mart 1971 müdahalesini yaptı. Sonra da 12 Eylül 1980 darbesi oldu. Turgut Özal da bir askeri müdahale olacağı kuşkusunu taşıyordu, “benim iki gömleğim var, biri bayramlık bir idamlık” diyordu.
Son olarak AKP iktidarının ülkeyi irticaya götüreceği kaygısı içindeki bazı üst rütbeli askerlerin müdahale istedikleri, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın günlükleriyle ortaya çıktı. Dönemin Genelkurmay Başkanı da oldukça dikkatli bir dille bu olayları doğruladı.
Ergenekon davasının son dalgasında iki emekli orgeneral ile albay, yarbay rütbesinde bazı muvazzaf subayların da gözaltına alınması, son darbe girişiminin ya da taleplerinin de bu davaya katılabileceği izlenim veriyor.
Ergenekon davası, Türkiye’nin en önemli “siyasi” davasıdır. Bu davayla ilgili olarak kimileri “siyasi” nitelemesini “hukuki” olmadığını belirtmek kastıyla kullanıyor, davanın meşru olmadığı söylemeye çalışıyor. Bu dava siyasi bir davadır, çünkü önemli siyasi amaçlı faaliyetlerdeki suç unsurlarını kovuşturmaktadır. Bu niteliği, davayı “hukuk dışı” ya da “gayrimeşru” kılmaz.
Ergenekon davasının yakın geçmişin bütün karanlık olaylarını ortaya çıkarmasını beklemek fazla iyimserlik olabilir. Ama bu dava ile alınması gereken asıl sonuç, silah ve şiddetle siyaset yapmanın ve her türlü askeri müdahalenin tamamen gündemden çıkarılması olmalıdır.
Bu dava bu yüzden çok önemlidir ve Türkiye’nin demokratik kurumlaşmasına katkı sağlayacaktır. Bunun da şartları vardır. Birincisi bütün dava sürecinin çok açık ve hukuki ilkelere uygun olarak yürütülmesi, ikincisi de her türlü sulandırma eğiliminden arındırılmasıdır. Bu iki şart yerine getirilmediği takdirde insanların kafalarında soru işaretleri uyanır.
Ve böyle olursa, geçmişimizin karanlıklarını geleceğe taşımış oluruz. Buna da kimsenin hakkı yoktur.

