Sufi bilge bir gemiye binmiş, uzun yola çıkmıştı. Gemide başka yolcular da vardı. Tüccarlar, akrabalarını görmeye gidenler, macera peşindekiler...
Yolculuk bir süre yolunda gitti. Yolcular kaynaşmış, bilgeyi sevenler onun yanından ayrılmaz olmuşlardı.
Sonra büyük bir fırtına patladı. Gemi ceviz kabuğu gibi sallanmaya başladı.
Bilge, güvertede bir masanın başında oturuyordu. Birkaç yolcu da onun çevresine yerleşmişti. Fırtına patladığı anda bilge bir soruya cevap vermekteydi. Konuşmasını kesmedi. Yanında oturanlar giderek telaşlandı.
Önce bir kişi kalktı, kendine göre daha güvenli bulduğu bir köşeye gitti. Sonra biri daha, sonra biri daha...
Diğer yolcular da telaşla kendilerine göre güvenli yerler arıyor, bu arada birbirlerini eziyor, itişiyor, kakışıyorlardı.
Fırtına da giderek şiddetleniyor, gemi bir o yana bir bu yana yatarak ilerlemeye çalışıyordu.
Kaptan ve denizciler de telaşlanmaya başladılar. Bu arada herkes bir köşeye sinmişti.
Ama bilge hâlâ masanın başında oturuyordu. Masa bir gidiyor, bir geliyor, bilge oturmaya devam ediyordu.
Yolculardan bazıları fırtınanın gürültüsü içinde ona seslerini duyurmaya çalıştılar. "Gel buraya sığın" diyorlardı, ama bilge duyup duymadığını bile belli etmiyordu.
Fırtına arttı, arttı. Herkes, ölüm korkusuyla bildiği bütün duaları okumaktaydı. Hiç kimsenin en küçük bir umudu bile kalmamıştı. Denizciler bile dua mırıldanıyordu.
Az sonra, fırtına başladığı gibi birden sona erdi. Birkaç dakika içinde deniz yine pürüzsüz bir çarşafa dönüşmüş, gemi de üstünde keyifle salınarak yol almaya başlamıştı.
Korkmuş yolcular sığındıkları köşelerden yavaş yavaş çıkmaya başladı. Cesur olanlar fırtına kesilir kesilmez, temkini elden bırakamayanlarsa daha sonra görünmeye başladı.
Bütün bunlar olup biterken bilge hiç yerinden kalkmamıştı. Aynı masanın başında oturmuş, aynı keyifle denizi izlemişti.
Fırtınadan önce yanında bulunanlardan biri en sonunda yanına yaklaşmaya cesaret etti:
"Efendim, bu fırtınada oturdunuz... Ölümle aranızda sadece bir masa vardı..."
Bilge ona gülerek baktı:
"Ölümle aranda bir masa olması hiç de fena bir durum değil... Bazen bir parmak kalır, bazen yarım parmak, bazen daha da az..."
Sonra yine bakışlarını denize çevirdi.
Daha da azı var
Sufi bilge bir gemiye binmiş, uzun yola çıkmıştı. Gemide başka yolcular da vardı. Tüccarlar, akrabalarını görmeye gidenler, macera peşindekiler...
Haberin Devamı

