Cumhuriyet’ten kovuluşum

1991’deki koalisyon tartışmaları, Cumhuriyet gazetesinin nasıl ve kim tarafından yönetileceği kavgasını tırmandırdı. Ve sonunda Cumhuriyet ortadan ikiye ayrıldı...

Haberin Devamı

1991 seçimlerinde Turgut Özal’ın ANAP’ı yenildi, Demirel’in DYP’si ile Erdal İnönü’nün SHP’sinin koalisyon tartışmaları başladı.
Bu tartışma Cumhuriyet Gazetesi’ne çok ağır bir şekilde sıçradı ve gazetenin nasıl ve kim tarafından yönetileceği kavgasını tırmandırdı.
İlhan Selçuk ve köşe yazarları, bir yayın kurulu faaliyeti ile “ortak” yönetim istiyor, Genel Yayın Müdürü Hasan Cemal ve Yazı İşleri Müdürü olarak ben, gazetenin yönetimi ve yapısıyla ilgili farklı düşünceleri savunuyorduk.
Sonunda Cumhuriyet ortasından ikiye ayrıldı, İlhan Selçuk ile yazarların hemen hemen tümü ile bazı arkadaşlar gazeteden ayrıldı.
(O dönemi Hasan Cemal “Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim” kitabında hemen bütün ayrıntılarıyla yazdı.)
İlhan Selçuk’un “Cumhuriyet okumuyorum çünkü Cumhuriyet okuruyum” kampanyası başarılı oldu ve gazete sürekli tiraj kaybetmeye başladı.
Tiraj kaybı gazetenin bizi destekleyen ortaklarının da telaşa kapılmalarına yol açtı ve Hasan Cemal de gazeteden ayrıldı.
İyice daralmış bir kadro, ağır ekonomik sıkıntılar içinde, moralimiz diplerde gazeteyi çıkarmaya çalışıyorduk.
Sonunda beklenen oldu. Bir sabah İlhan Selçuk’un odasına geldiğini söylediler. Biraz sonra da telefon geldi. İlhan Ağabey beni yukarıya çağırıyordu. Gittim. İlhan Ağabey “Dostlukları bazen dinlendirmek gerekir” dedi ve bildirdi: Gazetenin yönetim kurulu görevden alınmama karar vermişti.
Ayrılmadan önce...
Ben, “Yazıyı göreyim” dedim. Tabii elinde bir yazı yoktu, “Getirteyim” dedi, “Önemli değil” dedim. İlk sıkıntıyı böylece atlattık. Odada Füsun Özbilgen ile Celal Başlangıç da vardı. İlhan Selçuk benim görevimi artık bu iki arkadaşın yapacağını söyledi. Ben de onları öpüp kutladım. Sonra aklıma bir şey geldi; “Bugünkü gazetenin künyesinde Yazı İşleri Müdürü olarak ben bulunduğum ve sabahtan çalışmaya başladığım için yasal olarak 17’e kadar sorumlu benim, o saatte bırakırım” dedim. Böyle bir yasa yoktu. Ama İlhan Ağabey, ya bilmediğinden ya da benim mesele çıkarmamdan çekindiği için “Tamam” dedi.
Yazı işlerine indim, arkadaşlara durumu açıkladım.
Birinci sayfaya bir başyazı, bir “Olayların Ardındaki Gerçek” yazısı bir de yine imzasız bir yazı yazdım. Arka sayfaya, gazetedeki savaşla ilgili bilgileri vermek için bir köşe açmıştık, oraya da bir yazı yazdım, ikinci sayfaya da imzalı bir yazı yazdım. Hepsinde de değişik üsluplarla, gazetedeki gelişmelerle ilgili bilgiler ve terbiye sınırlarını aşmayan yorumlarım bulunuyordu.
Saat tam 17’de Müessese Müdürü Emine Uşaklıgil ile kapıdan çıktık. Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olan, Kerem Çalışkan, Lütfü Tınç ve Gürsel Göncü de istifalarını verip aynı anda binadan ayrıldılar.
Biz çıktıktan sonra tabii benim yazdığım bütün yazıları çıkarmışlar, başka yerlere de bir “sokuşturma” yapıp yapmadığım kuşkusuyla gazete baştan aşağı defalarca okunmuş. Sonunda Cumhuriyet ertesi gün öğleyin çıkabildi.
İlhan Selçuk o gün bugündür Cumhuriyet’in tek “hâkimi” olarak çalışıyor. Yayın yönetmenleri, yazı işleri müdürleri sürekli değişti.
Bu yazıyı yazdıktan sonra Cumhuriyet’in birinci sayfasının tepesinde, Fransa’daki genel grev hazırlığının haberini gördüm. Haberin fotoğrafında, ellerinde İspanyolca pankartlar olan birkaç kişi görünüyordu. İçim kötü oldu.

DİĞER YENİ YAZILAR