Cumhuriyet mi demokrasi mi?

Haberin Devamı

Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi davası bugün iddianamenin açıklanmasıyla fiilen başlamış olacak. Aslında asker kişilerin siyasete güç kullanarak ve yetkilerini aşarak müdahale etmeleriyle ilgili ilk dava bu değil.

27 Mayıs 1960’dan sonraki iki askeri darbe girişiminin lideri olan Albay Talat Aydemir önce ordudan ihraç, ikinci darbe girişiminin ardından da yargılanarak yardımcısı yüzbaşı ile birlikte idam edilmişti.

12 Eylül 1971 öncesinde Silahlı Kuvvetler’in ikinci, üçüncü üst kademe komutanlarının da içinde oldukları iddia edilen darbe girişimi de bir şekilde önlenmiş, bununla ilgili davada emekli albaylar, gazeteciler, yazarlar yer almıştı. Bu dava sanıkların beraatiyle sonuçlanmıştı. O davanın sanıklarından olan ve ağır işkence gören İlhan Selçuk da Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı, ağır ceza mahkemesine çıktı, yurt dışı yasağı konularak serbest bırakıldı.

***

Ergenekon davası, aslında örgüt davası olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor. Bu davanın temelinde “cumhuriyet mi demokrasi mi” tartışması bulunuyor.

Halkın 1946’dan bu yana cumhuriyetin kazanımlarını yıpratma ihtimali olan muhafazakâr partilere oy vermesi, “cumhuriyeti kurtarma” fikrinin canlı kalmasını sağladı.

Cumhuriyeti demokrasi içinde korumaktan umudunu kesenler için askeri müdahaleler hep bir son sığınma alanı oldu. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından demokratik ve ilerici bir anayasa yapılması, sol hareketlerin bu ihtilalin ardından güç kazanıp toplumu etkilemeleri de aslında askeri darbelere en fazla karşı olması gereken sol çevrelerin de bu fikirlerin etkisi altında kalmasına yol açtı. Bugün de kendisini sol olarak niteleyen çevrelerde “cumhuriyet için demokrasiden feragat etme” fikrinin yarattığı kavram kargaşasının etkileri devam ediyor.

“Boş ver demokrasiyi, yeter ki vatanımız şeriatın eline düşmesin, bölünmesin” fikrinin kolaycılığının ucunda da, görünen o ki Ergenekon davası bulunuyor.

Siyasi iktidardan kuşku duyduğumuz, ama onu sandıkta yenemediğimiz zaman askeri “göreve çağırmak” demokrasiye olan inançsızlığın beslediği türden bir “kurtarıcılık”tır.

***

Demokrasinin bütün kurumlarıyla yerleşmediği, muhafazakâr ve sağ partilerin sürekli olarak “dini” temalar ve cemaatlerle en azından dirsek temasında bulunduğu bir ortamda yaşamak da elbette demokrasiyle ilgili kuşkuları besliyor. AKP hükümetleri bu kuşkuları giderme yolunda çok güçlü imkânlara ve desteklere sahipken bunu yapamamıştır.

Ergenekon davasıyla “hem cumhuriyet hem demokrasi” fikrinin ve inancının güçlenmesini sağlamak görevi herkese, hem sağdakilere hem soldakilere, hem AKP’ye hem CHP’ye düşüyor.

Bugün AKP’nin “sahte demokrat”, “takıyyeci” olduğuna, “gizli bir gündemle ülkeyi geriye götürmek istediğine” inananlar örgütlenecek, siyasete girecek, AKP ve devamı olan siyasetleri “sandıkta yenmek” için çalışacaktır. Bu, “hem cumhuriyeti hem demokrasi”yi istemenin ve ikisinin bir arada olabileceğine inanmış olmanın işaret ettiği yoldur.

DİĞER YENİ YAZILAR