Cumhuriyet’in ‘İlhan abi’ dengeleri

Haberin Devamı

1975 yılında, kısa dönem askerlik dönüşü bir rastlantı sayesinde Cumhuriyet Gazetesi’nin dış haberler servisinde işe başladığım günlerde, kendi kendime “Bir süre burada takılayım sonra ne yapacağıma bakarım” diye düşünüyordum. Şu anda, 34 yıl sonra gazetecilik mesleğinin nasıl olup da insanı bu kadar kendisine bağladığını çözmüş değilim.
İşe başladıktan birkaç gün sonra yanıma İlhan Selçuk geldi. Koskoca İlhan Selçuk, benim gibi işe yeni başlamış genç birinin yanında! Tabii ki heyecanlandım. İlhan abi yanıma oturdu, sohbete başladı. Aslında anlamak istediği benim siyasi görüşlerimdi. Kimleri tanırdım, siyasi olarak neler yapmıştım... Böyle sorgulanmanın pek hoşuma gitmediğini şu anda da çok iyi hatırlıyorum. Siyasi geçmişi olanlar bu tür siyasi sorgulamalardan genellikle hoşlanmaz.
O küçük sorgunun anlamını, Cumhuriyet’te geçirdiğim 17 yıl boyunca çok iyi anladım.
Günler geçtikçe benim iyi bir gazeteci olabileceğimi düşünen yazı işleri müdürleri Çetin Özbayrak, Bülent Dikmener ve Orhan Erinç öğleden sonraları yazı işlerinde çalışmamı istediler. Böylece gazetenin “beynine” yaklaştım ve “İlhan abi dengeleri”ni görmeye erkenden başladım.
Cumhuriyet’in köşe yazarlarının havası, kendilerinin “doğrudan” Nadir Nadi’ye bağlı oldukları, yazı işleri çalışanlarının ise genel yayın müdürü dahil, “çalışan” tarafı olduğu inancına dayanıyordu. Bu grubun tartışılmaz “reis”i tabii ki İlhan Selçuk’tu.
İlhan Selçuk, köşe yazarlarının reisiydi, ama aynı zamanda da yazı işleri yöneticileriyle tek tek ilişkiler kurar, onları da “denetim” altında tutmak için elinden geleni yapardı.
İşe başlamamdan birkaç gün sonra İlhan abi tarafından “sorgu”ya alınmama benzer durumları daha sonra defalarca gördüm ve her seferinde de bunun İlhan abi için ne anlama geldiğini gözledim.
İlhan Selçuk’un kendisine göre bir “devrimci Atatürkçü” tanımı vardı. Bunun içine “Marksist” kökenli devrimciler giriyordu, ama örneğin Doğu Perinçek’in “Mao’cu” partisinde çalışmış olanlar girmiyordu. Bu arkadaşlar “hain” sıfatına layıktı ve İlhan abi için “karşı devrimci”ydiler, bu gibi kişilerin Cumhuriyet’e “sızmaması” gerekiyordu.
Ben sınavdan geçmiştim, 1991’de başlayan kavgaya kadar İlhan abi ile aram hep iyi olmuştu.

İlhan abi’nin “kara liste”sinde Cengiz Çandar, Şahin Alpay, Osman Ulagay, Kerem Çalışkan, Alev Er gibi arkadaşlar vardı. Her birinin Cumhuriyet’te önemli görev alması İlhan abi için ciddi bir “karşı devrimci sızma” anlamına geliyordu.
Genel Yayın Müdürü Hasan Cemal ile birlikte hepsi çok nitelikli olan bu arkadaşları işe almamız, onlara önemli işleri emanet etmemiz yıllarca İlhan abi’nin ciddi sorunu oldu. Cumhuriyet’te İlhan Selçuk’un şefliğinde yazarlarla yazı işleri arasında kurulmuş olan denge aynı zamanda İlhan Selçuk’un şefliğinin de güvencesiydi. O nedenle hiçbir yeni köşe yazarının kadroya eklenmesine izin verilmezdi.
Osman Ulagay zar zor ekonomi yorumcusu olmuştu. Ama Asaf Savaş Akat’ın ekonomi yorumu yazması, özel durumu nedeniyle mümkün olmamıştı.
1992’deki kavganın çıkmasının nedeni de İlhan Selçuk’un şefliğinin “yara” almasıdır.
Bu yarayı açan, ekonomi sayfasında ekonomi yorumları yazan Osman Ulagay’ın 1991 seçimleri sonrasındaki bir yazısıdır. Osman Ulagay, DYP ile ANAP’ın ekonomik programlarının aynı olduğunu ve iki partinin koalisyon kurması gerektiğini yazmıştı. Oysa aynı günlerde İlhan Selçuk, Erdal İnönü’nün SHP’si ile Demirel’in DYP’sinin koalisyona gitmesi için, yazılarının ötesinde bizzat çalışıyormuş.
Bunu ben bilmiyordum, belki Hasan Cemal biliyordu. Osman Ulagay’ın yazısı o yüzden İlhan Selçuk’un şefliğinde büyük yara açmıştı.
İlhan Selçuk’un o günlerdeki “devrimcilik” kriterlerinin neler olduğunu bilmek kolay değil, ama bugün “devrimci safta” gördüğü MHP, katil ülkücüler, hatta bazı dini tarikatlar o zaman “karşı devrimci”ydi. İlhan abi Cumhuriyet’in patronu oldu, AKP iktidar oldu; MHP, eski ülkücü katiller, işkenceci devlet görevlileri de “devrimci” oldu...

DİĞER YENİ YAZILAR