Çevresinde sevilen, sayılan varlıklı bir adam çok hastalanmıştı. Ölüme yaklaştığını anlayınca çocuklarını yanına çağırdı.
"Size bir tek vasiyetim var" dedi, "Beni çoraplarımla gömeceksiniz..." Sonra da büyük oğlunu yanına çağırdı ve kapalı bir zarf verdi.
"Bunun içinde bir mektup var. Ama zarfı çok zor durumda kaldığında, halledemediğin bir mesele olduğunda ya da ne yapacağını bilemediğin zaman açacaksın..."
Çocukları "çorap" meselesini pek anlamadılar, babalarının ne yapmak istediğini bir süre aralarında tartıştılar. Ve büyük oğul zarfı güzelce sakladı.
Baba bir süre daha hasta yattı, bu arada çorap vasiyeti de tabii oğullarının aklından çıktı.
Sonra bir gün adamcağız öldü. Bütün aile başında toplanmış son saygı görevlerini yaparken hepsinin kafasında çorap meselesi canlandı.
Oğulları ailenin diğer büyüklerine babalarının meseleyi açtılar ama vasiyeti her işiten itiraz etti. Sonunda bir din adamına gitmeye karar verdiler, din adamı da çoraplarla gömülmenin dini geleneklere uygun olmadığını söyledi.
Babalarını çok seven çocukları onun son isteğini yerine getirebilmek için düşündüler taşındılar ama bir çare bulamadılar. Kime danıştılarsa olumsuz yanıt almışlardı.
Bütün çocuklar sıkıntıyla kara kara düşünürken adamın en büyük oğlunun aklına babasının bıraktığı zarf geldi. Kardeşlerine söyledi, hepsi birden "Açalım belki orada bir çare buluruz" dediler.
Büyük oğul zarfı gizlediği yerden aldı getirdi. Küçük, sade bir zarftı. Açtılar. İçinde küçük bir kağıt vardı.
Üzerindeki yazıyı büyük oğul okudu, sonra kardeşlerine verdi.
Kağıtta şu yazıyordu: "Sevgili çocuklarım, işte gördünüz, öbür dünyaya çoraplarınızı bile götüremiyorsunuz. Siz de, size bıraktığım malı mülkü kullanırken bunu hiç unutmayın..."
(Bu hikâyeyi Güneri Cıvaoğlu, Sakıp Sabancı'nın aramızdan ayrıldığı günün ertesi günü yazmıştı.)
Çoraplar bile...
Çevresinde sevilen, sayılan varlıklı bir adam çok hastalanmıştı. Ölüme yaklaştığını anlayınca çocuklarını yanına çağırdı
Haberin Devamı

