Çıksa da bir çıkmasa da

Haberin Devamı

Her yıl bugünlerde yaşadığımız gerilim tabii yine gündemde. Konu büyük olasılıkla dün ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a açılmış, Bayan Clinton da herhalde anlayışlı bir edayla başını sallamıştır.

Konu, “1915 Ermeni Soykırımı” kararı tasarısının 24 Nisan öncesinde bir kez daha ABD Kongresi’ne getirilmesidir.

İki unsur, bu yılki durumu önceki yıllardan farklı kılıyordu. Birincisi Barak Obama’nın başkanlık seçimi sürecinde bu konuda açık bir vaatte bulunmuş olması, ikincisi de, Erdoğan’ın Gazze sorununda Hamas’ı fazlaca kollaması ve Davos gösterisi üzerine ABD’deki Yahudi lobilerinde oluşan tepkidir.

Bilindiği gibi ABD’deki Yahudi çevreleri önceki yıllarda daima kararın çıkmaması yolunda Türkiye’nin istediği desteği vermişti. Bunun bir nedeni de Yahudi çevrelerinin, Nazi Almanya’sının uyguladığı Yahudi soykırımının geçen yüzyılın tek soykırımı olarak kalması isteğiydi. Ancak bu konudaki “katı” tutumun bir süredir nispeten gevşediği yolunda bilgiler geliyordu.

Dolayısıyla bu yıl ABD Kongresi’nin Ermeni soykırımı kararını kabul etmesi ve Obama’nın 24 Nisan mesajında “soykırım” sözcüğünü telaffuz etmesi olasılığı epeyce yüksek görünüyordu. Ancak Hillary Clinton’ın dünkü basın toplantısında ABD Başkanı Obama’nın 1 ay içerisinde Türkiye’yi ziyaret edeceğini açıklaması, Türkiye - ABD ilişkilerinde yeni bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu düşündürmüştür.

***


Aslında ABD başkanları 24 Nisan mesajlarında “soykırım” sözcüğünü kullanmıyorlardı ama aşağı yukarı aynı anlama gelen sözcüklere yer veriyorlardı. “Soykırım” sözcüğünün kullanılmaması artık bir tür kandırmaca olmuştu.

Avrupa ülkelerinin çoğunda parlamentolar Ermeni soykırımı kararlarını kabul etmiş bulunuyor. Bu kararların çıkmış olması, bazı ülkelerde “soykırımı inkâr” suçunun 1915’e de uygulanması girişimlerine dayanak oluşturdu.

Sürekli unutmaya çalıştığımız gerçek hakkında dünyanın her tarafında konuyla ilgili az ya da çok bilgi sahibi bütün çevrelerde, birkaç Amerikalı akademisyen dışında, karar verilmiştir. Bunun önemli bir nedeninin de Ankara’nın yanlış politikaları olduğu çok anlatıldı; kabul edilsin edilmesin, gerçek budur.

ABD Dışişleri Bakanı Clinton’ın Erdoğan ve Babacan’la 1 saat 20 dakikayı bulan görüşmesinden sonra açıklanan bildiride yer alan hususlar ABD - Türkiye ilişkilerinde yeni gelişmeleri ve tabii hepsinden önce bir iyileştirme niyetini işaret etmektedir.

Bu durumda Obama’nın Ermeni lobilerine seçim sürecinde verdiği sözü en azından bir iki yıllığına erteleyeceği düşünülebilir.

Fakat bu neyi değiştirecektir? Türkiye yine bir süre için oh diyecek, Ermeni diasporası da bugün için pratikte karşılığı bulunmayan bir “teorik” zaferi yine elde edememiş olacaktır.

Esas mesele ise Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde aslında gerçekçi olmayan ve çok daha önemli konularla yan yana ya da karşı karşıya konulan bir pazarlık unsurunun tamamen ortadan kalkmasıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR