Haberin Devamı
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Meclis Grubu Başkanvekili Haluk Koç, genel başkan adaylığını açıkladı.
Haluk Koç CHP’nin üst düzeyinde politika belirleyen isimlerden biri olarak bilinirdi. Meğerse Genel Başkan’la iletişimi en alt düzeyde imiş... Meğerse zaten Genel Başkan’la, en yakın çevresini oluşturan birkaç kişi dışında kimsenin doğru dürüst bir iletişimi yokmuş... Meğerse Baykal CHP’yi MHP çizgisinde radikal sağ pozisyona çekerken de kimseye danışmamış...
Bu “meğerse”ler uzadıkça uzar, ama özeti CHP’nin çağdaş bir sosyal demokrat ya da sol parti olmakla hiçbir ilişkisinin kalmadığıdır.
Haluk Koç ve son aylarda, 22 Temmuz yenilgisinin üzerine seslerini çıkaran diğer potansiyel genel başkan adaylarının geçen yıllarda herhangi bir itirazları duyulmadı.
22 Temmuz seçimleri öncesinde Deniz Baykal’ın aldığı siyasi tavırlara ve örgütsel yanlışlara karşı çıkan CHP’li olduğu da pek duyulmadı. Parti içinden geliyormuş gibi görünen birkaç küçük ses duyuldu, ama bu seslerin sahipleri sadece seçimde aday listesine giremeyecek, yani Baykal’ın isimlerini çizmiş olduğu siyasilerdi.
Bir sol partiyi diğerlerinden farklı kılan en önemli özellik, parti içinde sürekli ve geniş bir tartışma ortamının var olması ve partinin canlılığını bu fikir üretme ortamının sağlamasıdır.
Hatta şu anda başarılı sol partiler, kendi ülkelerinde kamuoyunun tümünü de tartışmalara katmaya çalışıyor. Bugün, Avrupa’da İspanya, Portekiz, İtalya, Fransa, Almanya ve İngiltere’deki sosyal demokrat partilerin çalışma tarzıyla, fikir üretme alışkanlığıyla bizim sosyal demokratlarımızın hiçbir ilişkisi ve benzerliği olmadığı ortadadır.
Ecevit solun en güçlü lideri durumundayken tek başına çalışırdı, Baykal da aynı onun gibi çalıştı. Ecevit’in yakın çevresi sürekli değişirdi, Baykal’ınki ise sürekli küçülüyor. Küçülüyor çünkü parti ileriye dönük herhangi bir “ikbal” umudu da vermiyor. CHP’nin bu yapısıyla 4 yıl sonra yapılacak genel seçimde yüzde on barajın altında kalacağını CHP’liler de görüyor.
CHP’nin dramının en büyük nedeni, kendi içinde yenilenme dalgası yaratacak bir yapıya sahip olmamasıdır.
Atatürk’ün partisini radikal sokak milliyetçisi, fikir üretemeyen, halkla bütün bağlarını koparmış bir partiye dönüştürenlerin kurdukları yapı, bu partinin yavaş yavaş ölümünün garantisidir.

