CHP’nin sonsuza kadar genel başkanı olarak kalması kesinleşen Deniz Baykal, en sevdiği ve ustalığını kanıtladığı alanda siyasi faaliyete devam ediyor.
Baykal’ın konuşmalarına bakıldığı zaman, bir seçim yapılmış olduğunu, bu seçime DSP ile birlikte katılmış olan bu partinin 2002’ye göre oy kaybettiğini unutmak mümkün.
Baykal, sonsuza kadar bu partinin genel başkanı olarak kalacaktır. Ama, bazılarının istediği ve uğraştığı gibi CHP’nin bir “sol” ya da sosyal demokrat parti olma ihtimali var mıdır?
Bu yolda umudunu kaybetmemiş olanlar CHP’nin içinde ya da kıyısında siyaset yapmaya devam ediyor. Aralarında birçok saygın, deneyimli isim bulunuyor. Bu kişilerin hepsi de Baykal tarafından çeşitli yollarla parti dışına ya da kıyısına itilmiştir.
CHP Atatürk’ün kurduğu partidir ve 1965 yılına kadar bu partinin kendisini “sol” olarak görmediği bilinmektedir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, o günün koşullarında bu parti genç bir ülkenin inşasında en önemli rolü üstlenmiş ve başarılı olmuştur. Çok partili döneme geçildiği sırada da CHP’nin kimliğiyle ilgili bir tanım çabası olmamıştır.
1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin öncülüğünde, işçi sendikalarının büyük katkısıyla önemli bir “sol” dalga kendisini göstermiş, o güne kadar bir anlamda yeraltında yaşamak zorunda bırakılmış olan aydınlar da bu hareketin ülke çapında etkili bir hale gelmesini sağlamıştır.
O dönemde Türkiye en geniş şekilde sol-sağ kavramlarını tartışmaya başlamıştı. Dönemin koşullarında İsmet İnönü bir gün “CHP ortanın solundadır” deyiverdi. Bu söz ilk seçimde CHP’ye oy kaybettirdi. Daha sonra Ecevit ve kadrosunun elinde CHP’nin ağırlıklı bir sosyal demokrat ya da demokratik sol veya ortanın solunda bir parti olması için büyük çaba gösterildi.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, CHP’nin Ecevit dönemi de dahil olmak üzere, iktidarda ya da muhalefette olduğu bütün dönemlerde “sol” diye nitelenebilecek önemli politikalar izlediğini söylemek zor olur. 70’li yıllarda Ecevit’in “toprak işleyenin su kullananın” sloganıyla kapsamlı bir toprak reformunu savunması dışında dünyada sol ya da sosyal demokrat olarak nitelenen temel siyasi çizgiler hiçbir zaman CHP’nin asıl çizgileri olmadı.
Buna karşılık CHP içinde “sol” bir kadro hep bulundu, bu partinin militan gücünü de hep soldan gelenler oluşturdu.
Deniz Baykal’ın tam egemenliğinin kurulmaya başlamasıyla birlikte CHP içinde en önemli “temizlik” bu partinin sol kimliğini ciddiye alanlara yönelik oldu.
CHP içinde siyaset yapmak Türkiye’nin gerilimli dönemlerinde, demokrasinin kör topal günlerinde özellikle Anadolu’da solcular için belli bir koruma sağlamıştı.
Bugün CHP’yi, yeni geldiği radikal milliyetçi üsluptan ve Baykal’dan “kurtarıp” tekrar 60’lı 70’li yılların heyecanını taşıyan bir sol partiye dönüştürmenin imkânı kalmamıştır.
Solcular, sosyalist ya da sosyal demokratlar CHP’yi bırakmadıkları, bu partiyle ilgili umut taşıdıkları sürece sadece zaman kaybederler.

