Mustafa Kemal, Cumhuriyet Halk Partisi’ni devrimci bir parti olarak kurdu, devrimleri bu örgütle gerçekleştirdi. CHP iktidara iyice yerleştikten sonra “devletçi” bir merkez partisine dönüştü. Düzenin, statükonun partisi oldu.
CHP içinde her dönemde, partiden daha ilerici fikirler taşıyan aydınlar da yer aldı, muhafazakâr elitler de. Ortak ilkeyse cumhuriyetin “korunması” oldu.
60’lı yıllarda bütün dünyada yeni sol ve özgürlükçü fikirler yükselmeye başlarken, Türkiye’de Türkiye İşçi Partisi’nin kurulmasıyla, kırk yıldır yer altında yaşamış, itilip kakılmış sol fikirler de daha geniş kitleyle buluşmaya başladı.
O dönemde İsmet İnönü CHP’nin ortanın solunda bir parti olduğunu ilan etti, sola açık genç bir kadronun yolunu açtı, o kadro CHP’ye “sosyal demokrat” bir kimlik vermek için çalıştı. Değişim çabaları sürerken dönem dönem daha soldaki çevre ve hareketler de CHP’nin içinde kendilerine yer buldu.
Bu değişim CHP’nin temel tavrı olan “devletçiliği” ve tek parti döneminden kalma alışkanlıklarını yok etmedi. Tek parti CHP’si iktidar partisi olarak birçok temel meseleyi “yok sayma” tavrını benimsemişti. Kürt meselesi yoktu, halkın muhafazakâr kesimlerinin tarikatların etkisi altında kalması da yoktu, dünya üzerinde özgürlük ve demokrasinin kazandığı yeni anlamlar, içerikler de Türkiye’nin çok uzağındaydı, dikkate alınmalarına gerek yoktu.
Deniz Baykal’ın uzun egemenlik döneminde, muhafazakâr-devletçi tarafları daha da sivrilerek öne çıkan CHP, o yapıyla, gündelik siyasette popülist taktikler uygulasa da sandıktan çıkamayacağını çoktan gördü. Bu da CHP ve yakınındaki kadroların bir kesiminde “sonunda asker gelir kurtarır, biz de ülkeye yeniden nizam verilirken destek oluruz” duygusunun canlı kalmasını sağladı.
CHP, Baykal’dan kurtulduktan sonra yeni genel başkanı ile bir kimlik arayışının içine girdi. Bu kolay bir arayış değil, çünkü kendisinin sol veya sosyal demokrat olarak gören bu parti yapısı içinde en devletçi, en muhafazakâr, hatta ırkçı tavırlar bile yer bulmaya devam ediyor.
Ana yapısı “demokrat” olmayan bir siyasi partinin sosyal demokrat bir kimlik peşinde bugüne kadar yok saydığı konuları anlamaya başlaması ve bunlara “soldan” çözümler üretecek bir dönüşümün içine girmesi zor. O kadar zor ki, ülkenin en önemli konularını açık açık konuşmak yerine komisyonlar kurup, raporlar hazırlayarak, böylece meselelerin özüne ilişkin tartışmaları sürekli ertelemeye devam ediyorlar.

