CHP dolayısıyla bir hatıra

Haberin Devamı

CHP’deki son kavganın tarzı, tarafların üslupları, bundan 20 yıl önce Cumhuriyet Gazetesi’nde yaşananları hatırlattı.

Bu anıyı pazar yazısına saklamıştım, önceki gün Hasan Cemal de Milliyet’teki yazısında o yılları anlattığı kitabına atıfta bulunarak Cumhuriyet Gazetesi’nde yaşananlarla CHP’deki kavga arasındaki benzerliğe bir cümleyle değindi.

***


1990’da Cumhuriyet Gazetesi’nde bir “yasal yönetim” iş başındaydı. Bu yönetim gazetenin her bakımdan modernleşmesi için küçük adımlar atıyordu. Gazetenin geleneksel ideolojik çizgisinin “sahibi” konumundaki İlhan Selçuk ise bu küçük adımların gün gelip büyük adımlara dönüşeceği kaygısını taşıyor, yasal yönetimi frenlemeye çalışıyordu.

Frenlemenin bir yolu olarak, yasal yönetimin yetkilerini daraltmak, başka bir organla paylaştırmak tedbirini düşündü ve “yazı kurulu” adında, karar alma yetkisi tartışmalı bir kurul oluşturulmasını sağladı.

Gazete yönetiminin her kararı bu kurula gelecek, burada tartışılacaktı ve İlhan Selçuk’a göre kurulun kararları esas olacaktı. Aslında iki taraf da gazetenin geleceğiyle ilgili kavramsal ya da ideolojik bir tartışma içinde değildi. Mücadele tek tek olaylar üzerinden sürüyordu.

Sonunda patlama ekonomi sayfasında yayınlanan bir köşe yazısındaki siyasi önerme üzerinden gerçekleşti.

Osman Ulagay imzalı yazıda, o sıralarda kurulmasına çalışılan hükümetin ANAP-DYP koalisyonu olmasının daha mantıklı olacağına, çünkü bu iki partinin programlarının hemen hemen aynı olduğuna değiniliyordu. Oysa İlhan Selçuk ve “yayın kurulu”nun (parti meclisinin) bazı üyeleri SHP-DYP koalisyonu istiyor, hatta bunun için çaba gösteriyordu.

Ve “kurul” ekonomi yazarlarının (Ulagay ağırlıklı olarak ekonomi üzerine yazıyordu) siyaset yazmaması yolunda bir karar aldı. Yasal yönetim bu karara karşı çıktı. Gazeteyi iş başındaki yasal yönetim mi yönetecekti yoksa bu yönetimin gazeteyi (partiyi) sağa çektiğinden kuşkulanan, yasal yönetime güvenmeyen yayın kurulu mu (parti meclisi mi)?

Kongreye gidildi. En yetkili organ olan kongre, yani gazeteyi yayınlayan şirketin hissedarları “yetki yasal yönetimdedir” şeklinde karar aldı.

Bunun üzerine İlhan Selçuk, kendisini destekleyen yazar ve gazetecilerle birlikte gazeteden (partiden) ayrıldı. Yeni bir gazete (parti) mümkün değildi. Cumhuriyet varken onunla rekabet etmek için çıkarılan hiçbir gazete başarılı olmamıştı. Üstelik o sırada Cumhuriyet ortalama 140 bin günlük satışıyla etkili bir konumdaydı.

***


Ayrılanlar, İlhan Selçuk’un liderliğinde Cumhuriyet’i boykot kampanyası başlattılar. Bu kampanyanın etkisi başta sınırlı oldu. Ama İlhan Selçuk ve birlikte ayrılan “parti meclisi üyeleri” sıkı bir ideolojik mücadele yürüttü: Liberalizmin etkisi altında kalan yönetim davaya ihanet etmişti. Bu kampanyaya rağmen gazetenin satışı 80 bin dolayında oturdu. Okurun önemli bir kısmı “düşünüyor”du.

Gazetede kalan yasal yönetim herhangi bir siyasi tartışmaya girmedi, yapmaya çalıştıkları düzgün ve çağdaş gazeteciliği okurların “göreceği” iyimserliği içindeydiler.

Ancak kalanların hesaba katmadığı, önemli bir okur kitlesinin yılardır birkaç formülün tekrarıyla davaya bağlılığını göstermekle yetinmeye alıştığı, herhangi farklı fikir üzerine kendi kendine düşünme alışkanlığını dahi kaybettiğiydi.

Yine de önemli bir okur kitlesi “ortada” durmaya ve gazeteyi almaya devam ediyordu.

O sıralarda Mehmet Barlas adı, “Özal liberalizminin gazetecilikteki en öz temsilcisi” olarak Cumhuriyet okurunun en sevmediği birkaç isimden biriydi.

Ortada duran, tereddüt içindeki okurların da gazeteyi almayı bırakması, “Cumhuriyet’in başyazılarını imzasız olarak Mehmet Barlas yazıyor” şeklindeki bir “haber”in yayınlatılması ve yayılmasıyla sağlandı. Yasal yönetimin “ihaneti” böylece belgelenmiş oluyordu. Ve gazetenin satışı 50 bine kadar düştü, bu “haber” 30 bin okurun hızla gazeteyi terk etmesine yol açmıştı.

***


Yasal yönetim, böylece hiçbir “siyasi” tartışmaya, polemiğe girmeden (“lüzum” kalmadan) “seçimi” kaybetmiş oldu.

İlhan Selçuk ve kendisiyle birlikte ayrılanlar geri döndü, yasal yönetim ve yasal yönetimi desteklemiş gazeteciler ayrıldı.

Eski yönetimin (parti meclisi) dönmesiyle birlikte geçen 18 yıl içinde Cumhuriyet 60 bin dolayında bir günlük satışla ve aynı fikri aynı şekilde savunan “parti meclisi”yle yayın hayatına devam etti, ediyor.

Bu hikâyeyi en merkezinde yaşamış olmakla birlikte objektif olarak bir kez daha anlatmaya çalıştık.

Kemal Kılıçdaroğlu ile Hasan Cemal’i, Önder Sav ile İlhan Selçuk’u benzetmek gibi bir niyetimiz de yok. Sadece CHP’deki son kavga dolayısıyla gözümüzün önüne gelen yirmi yıl önceki görüntüleri aktardık.

DİĞER YENİ YAZILAR