Kara Afrika’nın iki ülkesinde üç gün etrafa bakınıp, birkaç konuşmanın ardından büyük sonuçlar çıkarılamaz. Ama birkaç görüntü, dünyanın bize çok çok uzak bu kesimini bir parça anlatabilir.
Gabon, küçük bir ülke, 1.5 milyon nüfusu, çok petrolü var. Bazı rakamlara göre kişi başına gelir 10 bin doların üzerinde. Bu rakama bakınca ülkede fakir olmayacağını düşünmek doğaldır, ama var; çok var. O fakirliğin görüntülerini de zaten her türlü iletişim aracıyla sürekli alıyoruz.
Ama bu rakamların ve sokak görüntülerinin yanında başka görüntüler de var. Gabon’un Devlet Başkanı Ali Bongo, ki babası da yaklaşık kırk yıl başkanlık yapmıştır, Cumhurbaşkanı Gül ile görüşmeye, kendisinin kullandığı son model Ferrari otomobiliyle geldi.
Ali Bongo iki gün üst üste aynı araca binemiyor olmalı ki, ertesi sabah Gül’ü kaldığı konukevinden alıp havaalanına getirmek için Rolls Royce marka arabasını tercih etmişti.
Sokaklarını fakir insanların doldurduğu nüfusu 600 bin dolayındaki bir şehirde bir gün Ferrari ile, ertesi gün Rolls Royce’la dolaşmak için dev bir cesaret gerekir. Bunun adı belki cesaret de değil, başka bir şeydir.
Babası gibi Ali Bongo’yu da Fransa’nın desteklediği gizli değil. Bu küçük ülkenin çok petrolü onların kontrolünde ve o kontrol geçen otuz yıl içinde bütün Fransız hükümetlerine, hem sağ hem sol olanlarına “yolsuzluk” olarak yansıdı.
Eşi Fransız olan Ali Bongo’nun kendisi için yaptırdığı “saray”ın 250 milyon dolara mal olduğu söyleniyor. Bu rakamın ülkenin yıllık bütçesinin yaklaşık yüzde 5’i olduğu düşünülürse, cesaret kelimesi daha da hafif kalıyor.
Abdullah Gül onuruna başkanlık sarayında verilen büyük yemeğin görkemi, konuklara en pahalı cinsinden şampanya ikram edilmesinin yanı sıra Fransa’dan özel olarak getirilmiş bir klasik müzik orkestrasının Bongo’nun bestesi olan bir parçayı da çaldığını da not etmeliyiz. Böylece öğrendik ki, Ali Bongo klasik piyano çalarmış ve kompozitörmüş.
Bunların hepsinin verdiği görüntünün altını kavramak bizim için gerçekten zor, ama Ali Bongo’nun kişiliğinin bizim kültürümüze güneş kadar uzak olduğu kesin.
Konuşmamanın da anlamı vardır
Devlet büyüklerinin dış gezilerinde, geziyi izleyen gazetecilerle uçakta giderken ve dönerken yapılan konuşmalar epeydir bu gezilerin olmazsa olmazları arasında. Gül de Afrika yolunda, gidişte gazetecilerle sohbet etti ve önemli sözler söyledi.
Ancak dönüşte bu sohbet olmadı. Olmadı çünkü gazeteciler kaçınılmaz olarak Türkiye’de devam eden “kitap avı”nı, yayınevi, gazete, avukat bürosu baskınlarını soracaklardı.
Cumhurbaşkanı bu yüzden geleneksel sohbeti iptal etti. Dolayısıyla da konuşmayarak bir tavır göstermiş oldu.
Kayıp bavul notu
Sevgili Selahattin Duman’ın iki gün önce yazdığı gibi, Gana’nın başkenti Accra’ya vardığımızda bavulumuz yok olmuştu. Kalabalık gezilerde her zaman böyle şeyler olur. Onun için biz de pek heyecanlanmadık ama doğrusu, Cumhurbaşkanlığı protokol görevlileri bavulu bulmak için olağanüstü çaba gösterdiler. Sonunda bavul Accra’dan Gabon’un başkenti Libreville’e hareket etmek üzereyken ortaya çıktı. Bu kez de Cumhurbaşkanlığı koruma grubu, kendi sorumlulukları olmadığı halde bavulun uçağa yetişmesini kendi görevleri bildiler ve bavul geldi. Sevgili Selahattin Duman, rahat edebilirsin Türkiye’nin Afrika açılımı aynı hızla devam edecek.

