Haberin Devamı
Abdullah Öcalan İmralı’dan yaptığı son açıklamaları şöyle bitirmişti: “Gücünüz yetiyorsa hazırlığınızı yaparsınız, demokratik özerkliği kurar, hayata geçirirsiniz.”
BDP, Demokratik Toplum Kongresi ve Kandil’in üçüne de yönelik bu mesajda yine “son gün” olarak 15 Haziran belirtilmişti.
BDP’nin etkili isimlerinden, milletvekili adayı Aysel Tuğluk Bu mesajı tekrarladı:
“Kürtler kendi çözümlerini bulmak ve inşa etmek sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Süreç artık demokratik özerklik çözümünü kendi öz iradesiyle inşa etme sürecidir.”
Bu konuşmaların temelindeki kanaat “bıçak kemiğe dayandı” kanaatidir. Bu kanaatin egemen olması da çok ağır seçimleri gündeme getirir.
Hep birlikte “cennete” ulaşmak için çalışmak yerine herkesi “cehennem”e sürüklemeyi seçmenin şartlarının oluştuğuna inanmak yakın tarihi en azından tersten okumaktır. Son olarak YSK’nın veto kararından dönmesini sokağa çıkan, otobüse molotofkokteyli atan çocuklar sağlamadı. Türkiye’nin bütün demokratik kamuoyunun haklı ve yerinde tepkisi sağladı.
Tuğluk meseleyi “9 yıl”a sığdırıyor. Ama mesele ta Hamidiye alaylarından bu yana 139 yıllık bir meseledir. Son 9 yılın iniş çıkışlarında bütün “çıkışlar”ı görmezden gelip sadece “inişler” üzerinden siyasi tahlil ve plan yapmak büyük bir ufuksuzluktur ve her zaman cehennem yolculuklarının başlangıcı olmuş bir ufuksuzluktur.
Öcalan ve Tuğluk’un sözleri, seçimin hemen ertesinde “demokratik özerklik” konusunun kuvvetle gündeme geleceğini gösteriyor. İkisinin ifadelerinden de, eğer seçimin hemen ertesinde Ankara tarafında bir “hareket” olmazsa diğer taraftan, Kürt tarafından “demokratik özerklik” girişimi geleceği anlaşılıyor.
“Tek taraflı” olduğu takdirde bu girişim, yeni bir kalkışma, hatta “bağımsızlık ilanı” olarak algılanacaktır.
Kürt meselesi Osmanlı’nın son döneminde oluşmaya başlamış, onlarca isyan, kalkışma, baskı, şiddet, zulüm, haksızlık, işkence, cinayet, idamın içinden geçerek ilk kez “demokratik çözüm” kavramına yaklaşmıştır. Gelinen durumu “sıfır noktası” olarak görmek bilinçli ya da bilinçsiz olarak cehennemi seçmek demektir.
Kürt siyasiler yaşanan sürecin tümünü görmek ve temsil ettikleri kitleyi ve bütün Türk halkını cehennemden uzak tutmak sorumluluğunu taşımaktadır. Son askeri operasyonlar, KCK operasyonları, seçim konvoyuna saldırı, kuşkusuz süreci zedeliyor ve yeni güvensizlik alanları yaratıyor. Ama bunları gidermek de siyasetin, halkının ve bütün halkların cenneti hak ettiğini düşünen siyasilerin görevidir.

