“Biz” demekle kastımız, basında köşe yazarı olarak çalışan, gazeteci kökenliler ya da olmayanlar. Sınav, Taraf Gazetesi’nde Balyoz planıyla birlikte “tutuklanacaklar-faydalanılacaklar” listelerinin yayınlanmasıyla başladı.
Bu listelerin yayınlanmasıyla ilgili olarak “gazetecilik ilkesi” açısından itirazımızı belirtmiştik. Kişilerin gıyabında yapılmış; kimin, hangi kıstaslarla oluşturduğu bilinmeyen bir liste, bu liste içinde yer alanlar açısından yanlış kanaatlere ve haksızlıklara yol açabilir. Gazetenin sunuşunda bazı incelikler yapılmış olsa bile, bütün okurların bu incelikleri fark etmesi mümkün değildir. Genel kanaat, listedeki isimler üzerinde ve listenin başlığı üzerinden yoğunlaşır.
Nitekim öyle oldu.
Bizim kuşağın öğrendiği gazetecilik özeni, böyle bir liste yayınlanırken, listedeki isimlerin görüşlerinin de birlikte verilmesi, okurun kanaati oluşurken kişilerin tepkisinin de dikkate alınmasının sağlanması şeklindedir.
Listeler yayınlandıktan sonra birkaç farklı tepkiyle karşılaştık. İki listede yer alanların bazıları listeleri makul buldular. “Tutuklanacaklar” listesinde yer alanlar, üstelik kimileri de kendilerine “demokrasi kahramanı” sıfatını layık gören edalarla yazılar yazdılar, kanal kanal dolaşıp aslında tek cümleden ibaret bir tepkiyi yüzlerce kez tekrarladılar.
Bu yazarların bazıları iki listeyi de “makul” bulduklarını da ima ettiler.
“Faydalanılacaklar” bölümünde yer alanların bazıları birer cümlelik tepkiyle konuyu kapattı. Ama bazı yazarlar da uzun uzun “savunmalar”a girişti. Kuşkusuz, bazı asker kişilerin bir gazeteci-köşe yazarı hakkında “darbe yaparsak bizi destekler” notu düşmüş olması o kişiler açısından hoş değildir. Ama bu, uzun savunmalar gerektiren bir durum da değildir. Darbe olmamıştır, kimse tutuklanmamıştır, kimseden faydalanılmak istenmemiştir.
Peki bunlar olmadı mı? Oldu. 12 Eylül darbesinin ardından oldu. Bugün “demokrat” olan bazı kıdemli köşe yazarları o dönemde kendilerinden “faydalanılması”na izin verdi.
Bazıları ise “karşı saf”ta olduğunu düşündükleri gazete ve gazetecileri askeri yönetime ihbar eder nitelikte yayın da yaptı.
28 Şubat 1997 “süreci”nin ardından bazı gazeteler ve gazeteciler “Batı Çalışma Grubu”nun hedeflerine uygun yayın yapmakta sakınca görmedi.
Bunların hepsi oldu. Türk basınının önemli bir kesiminin 12 Eylül ve 28 Şubat dönemlerinde iyi bir sınav verdiğini söylemek zordur. Bu kez de listelerin ardından yazılan ve söylenenlerin tümüne baktığımızda, basınımızın gazeteci kökenli olan ya da olmayan kesiminin sınavdan geçtiğini söylemek kolay değil.
Basın çok net bir aynadır, toplumda ne varsa yazılı ve görsel basında aynen yansımasını bulur.

