Ülkenin bütün dikkati siyasete yönelmişken güney sahillerimizde çok ağır bir kıyım devam ediyor.
Bu, doğaya ve insanlığın geleceğine yönelik bir soykırım faaliyeti. Maddi çıkar uğruna ormanlar yakılıyor.
Yangınların ardından sürekli olarak “vah vah” sesleri çıkıyor ama bunları önleyecek gerçek tedbirlerlerin neler olduğu, o tedbirlerin derhal alınması gerektiği kimsenin umurunda değil.
Ülkemiz, küresel ısınma ve onun getireceği kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya.
Bu tehlikeler ülkeyi yönetmeye aday olanların da umurunda değil.
Siyasi parti liderleri meydanlarda ülkemizin ya “kurtulduğunu” ya da “büyük tehlike altında” olduğunu anlatıyor. Biri bile küresel ısınma ile ilgili ve bilgili değil. Bunun yaratacağı sonuçların insanların, insanlarımızın hayatlarını doğrudan etkileyeceğinin de farkında değil.
Suyu kalmamış, toprakları çöle dönmüş, kendisini beslemekten aciz bir ülkede başka hangi tehlike daha büyük olabilir?
Ormanları yakan, kendilerine üç beş kuruş rant sağlamak için bu cinayeti işlemekten çekinmeyenler biliyor ki, biraz daha “vah vah” sesi çıkar, sonra kimse konuyla ilgilenmez, onlar da açtıkları yeni alanlardan para kazanmaya devam ederler.
Bu ülkede orman yangınları ciddi bir tehlike olarak ortaya çıktığından beri bütün yetkililerin ortak gerekçesi “imkân yetersizliği” olmuştur. Yeterince eleman olmamasından, uçak olmamasından söz edip dururlar. Yıllardır bu imkânları sağlamak zorunda olanların kendileri olduğunu bilmezden gelirler.
Dünyada benzeri bulunmayan sahillerimizde orman soykırımı devam ediyor. Bunu yapanlar bizim vatandaşlarımızdır.
Bu soykırım devam edecektir, çünkü bu konuda tedbir almakla yükümlü olanların tehlikenin farkında bile olmadıklarını onlar da görüyor.
Bilirler ki çölleşmiş arazilere kısa sürede bir şeyler kondurmak mümkün olacak, yakalansalar bile başlarına ciddi bir bela gelmeyecektir.
El âlemin seçim kampanyalarında adaylar küresel ısınmayı, ülkelerinde doğayı nasıl koruyacaklarını tartışırlar, aynı el âlem birbirini meseleye daha ciddi olarak eğilmeye zorlar; el âlemin vatandaşları da onlara ne yapacaklarını en akla gelmeyecek ayrıntısına kadar sorar.
Biz ise doğanın ve tarihin bize verdiği inanılmaz zenginlikleri kendi elimizle yok eder, sonra şöyle bir “vah vah” deyip işin içinden çıkarız.

