Bu da böyle bir ders

Hint diyarında hüküm süren bir hükümdar hırsızlığın da bir zanaat olduğuna karar vermiş, bu zanaatın bütün inceliklerini, sırlarını öğrenmek istemiş

Haberin Devamı

Hint diyarında hüküm süren bir hükümdar hırsızlığın da bir zanaat olduğuna karar vermiş, bu zanaatın bütün inceliklerini, sırlarını öğrenmek istemiş.

Vezirlerinden ülkenin en iyi hırsızını bulup getirmelerini istemiş. Hükümdarın adamları bütün ülkeyi aramış taramış, hapistekilerle, dışarıdakilerle konuşmuşlar ve Hint diyarının en usta hırsızı olarak belirledikleri adamı bulup hükümdarın karşısına getirmişler.

Adam hükümdarın karşısına dikilmiş. Gözlerinde büyük bir şaşkınlıkla birlikte ağır hakarete uğramış bir insanın tepkisi okunuyormuş. Ve hükümdarın konuşmasını bile beklemeden kendisi konuşmaya başlamış:

"Ben mi hırsızlık yapıyormuşum? Ben mi yankesicilik yapıyormuşum? Hükümdarım, bunlar senin gibi yüce bir kişiyi bile kandırmayı nasıl başarmışlar? Ben hayatım boyunca hiç hırsızlık, yankesicilik yapmadım! Ama hep düşmanlarımın iftirasına uğradım! Bana dediler ki, hükümdar hırsızlığın sırlarını öğrenmek istiyor... Ben bir şey öğretemem çünkü bilmiyorum..."

Ve aynı tempoda uzun uzun yakınmış; kendisini kıskanan, kendisine düşmanlık eden komşularından yakınmış, bunların dedikoduları yüzünden başına böyle işler geldiğini ağlayarak anlatmış. Arada hükümdara iyice yaklaşıp, elini tutmak için de uzanıyormuş.

Sonunda hükümdar ikna olmaya başlamış ve adamın salınmasını emretmiş. Adam salondan çıktıktan birkaç dakika sonra az önce parmağında bulunan çok değerli bir yüzüğünün kaybolduğunu fark etmiş. Hemen emir vermiş, sarayın kapısından çıkmak üzere olan adamı yakalayıp geri getirmişler.

Adamın üstü aranmış ama yüzük bulunamamış. Hükümdar, yüzüğü yakında bulunan bir suç ortağına vermiş olabileceğini düşünmüş ve adamın hemen hücreye atılmasını, ertesi sabah da kafasının kesilmesini emretmiş.

Hükümdar bu emirleri vermiş ama içine de kurt düşmüş. Gece, hep adamın yakarışlarını, ağlamalarını hatırlamış. Dayanamamış, hücrelerin bulunduğu bölüme inmiş, nöbetçilere de seslerini çıkarmamalarını söylemiş ve adamın hücresinin az ilerisinde dinlemeye koyulmuş.

Adam tıpkı gündüz yaptığı gibi ağlamaya devam ediyor, suçsuz olduğunu, şanssızlığı yüzünden bir kez daha iftiraya uğradığını tekrarlayıp duruyormuş.

Hükümdar adamı uzun uzun dinledikten sonra suçsuz olduğuna karar vermiş ve sabah erkenden vezirini çağırtıp, adamı affettiğini, hücreden çıkarıp yanına getirmelerini söylemiş.

Adam hükümdarın önüne getirildiği zaman yüzünde çok başka bir ifade varmış. Selam verdikten sora iki avucunu birleştirip uzatmış ve hükümdarın şaşkın bakışları arasında açmış. Kayıp yüzük avucunda duruyormuş. Hükümdar yüzüğü alırken adam konuşmaya başlamış:

"Benden hırsızlığın, yankesiciliğin sırlarını öğretmemi istediniz. İşte birincisi: Şartlar ne olursa olsun, gerçek zanaatınızın ne olduğunu hiçbir şekilde belli etmeyeceksiniz, çok namuslu bir vatandaş gibi davranacaksınız, herkesin sizi öyle görmesini, öyle olduğunuza inanmasını sağlayacaksınız. İkinci ders de şu: En kötü durumda yakalanmış, en ağır cezaya çarptırılmış olsanız bile bıkmadan, usanmadan masum olduğunuzu tekrarlayacaksınız."

Hükümdarın şaşkın bakışlarına aldırmadan sormuş: "Üçüncü ders için ne zaman gelmemi emredersiniz?"

DİĞER YENİ YAZILAR