Haberin Devamı
Referandum dolayısıyla Kürtler de ikiye bölündü. BDP tarafı boykot kararında ısrar ederken, bu “grubun vesayeti“nden bıkmış olanlar evet diyeceklerini açıklıyorlar. Sözü edilen “grup” PKK ve onun etkisi altındaki örgütlerdir. Bunların kısa vadeli bir amaçları vardır; istedikleri, Hükümet’in referandum sonrası için bazı “sözler” vermesidir.
Oylamaya yaklaşık iki hafta kala, bu “grubu” tatmin edecek bir söz vermek kolay değildir. Hele ki, çeşitli toplantılar sonrası dile getirilen taleplerle ilgili olarak söz vermek hiç mümkün değildir. Bu “grup” kısa vadeli bir siyasi başarı peşinde koşarak Kürtler arasındaki etkinliğini de sınava sokmuş oluyor.
Çeşitli kanallardan gelen bilgi ve gözlemler, Kürtlerdeki boykot karşıtı eğilimin güçlü olduğunu, açıkçası “evet” eğiliminin güçlü olduğunu gösteriyor.
“Grup” bunu dikkate almadan boykot kararında ısrarcı olursa 12 Eylül günü “Kürtleri biz temsil ederiz“ iddiasını kanıtlamakta güçlük çekecektir. Kanıtlamak uğruna işin içine tehdit ve şiddet sokarlarsa da, kendilerinin de onlardan demokrasiyi esirgeyenler gibi demokrat olmadıkları ortaya çıkacaktır.
Deneyimli siyasetçi Cindoruk dün bu konuda, BDP’nin boykotu sürdürmesi halinde yüzde 60, hatta üstünde bile hayır çıkacağını söyledi. Böyle bir ihtimalde, hayırcı muhafazakârlar sandıkta galip gelmelerini Kürt milliyetçilerine borçlu olduklarını tabii ki söylemeyeceklerdir. Ama evetçiler BDP ve onu yönlendiren grubun demokrasi istemediğini tekrar tekrar söyleyeceklerdir.
BDP insanların sandığa özgürce gidip özgürce oy kullanmaları sayesinde Meclis’e girebilmekte, temsil ettiklerinin sesini duyurabilmekte, nispeten özgürce politika yapabilmektedir. BDP’den önceki Kürt partilerine oy verecek seçmenlerin sandığa ulaşmalarının bile zor olduğu seçimler de görülmüştür. Ama o günler çok geride kaldı.
Şimdi sandığa gideni engellemek için tehdit edenler, bunun kendilerine yapıldığı günleri hatırlamak zorundadırlar. BDP, talep ettiği demokrasiyi, temsil ettiğini söylediği kişilerin tam hakkı olarak görmek durumundadır.
Bu anayasa değişikliğinin referanduma gitmesi, herkesi bir kez daha ciddi bir demokrasi sınavına soktu. Ve bu sınavda AKP de tekliyor, CHP, MHP ve BDP de tekliyor. Sınavın sonuçları 12 Eylül akşamı saat 21’de herkesin önüne konulduğunda yine bir suçlama furyası yerine herkes başını ellerinin arasına alıp düşünürse aldığı not ne olursa olsun herkesin sınavı kazanma imkânı olacaktır.
13 Eylül gününden itibaren, Türkiye’de Kürt meclislerinden çıkan taleplerin doğru düzgün tartışılabilmesi için öncelikle BDP’nin demokrasi sınavından geçer not alması şarttır. O not da boykotla, hele tehditle asla alınamaz. BDP’nin şu anda yapması gereken “Biz evet ya da hayır demiyoruz, herkes kendi özgür iradesiyle oy kullansın“ demektir. Bu durumda kendisiyle ilgili “riskleri” azalttığı gibi temsil ettiğini söylediği insanların da rahat soluk almalarını sağlar.

