Boya ve macun

Molla Abdurrahman Camî, 1480’de yazdığı “Baharistan”da, dilden dile geçerek yüzyılları aşan hikâyeleri kendi üslubuyla ve kendi “dersleri”yle aktarır

Haberin Devamı

Molla Abdurrahman Camî, 1480’de yazdığı “Baharistan”da, dilden dile geçerek yüzyılları aşan hikâyeleri kendi üslubuyla ve kendi “dersleri”yle aktarır.

Bu hikâyelerden biri saç boyası ve çok yediren macun hakkındadır.

***


Hint Hükümdarı, Bağdat Halifesi’ne bir takım hediyelerle birlikte güvendiği bir bilginini de gönderdi. Hint Hükümdarı’nın yazdığına göre bu bilginin hem tıp alanında mahareti vardı; doktordu, hem de filozoftu.

Hint Hükümdarı’nın övgülerle gönderdiği bilgin, Halife’nin huzuruna çıktı ve şöyle dedi:

“Kendi hükümdarımın çok hoşuna gitmiş olan iki hayat ilacını size getirdim. Bunlar diğer ilaçlar gibi değildir, sadece padişahlara yakışır, gayrısına yakışmaz.”

Halife bunların ne olduğunu merak edip sorunca, o bilgin zat anlatmaya başladı:

“Birincisi bir boyadır. Ak saçı, sakalı siyah yapar. Hem de öyle kuvvetlidir ki, saç da sakal da bir daha değişmez, ağarmaz.

İkincisi bir macundur. Ne kadar yemek yerseniz yiyin, bu macundan bir parça yutarsanız midenizde en küçük bir ağırlık olmaz, sağlığınız bozulmaz. Hatta biraz sonra tekrar en sevdiğiniz yemeklerden yiyebilirsiniz.”

Halife biraz düşündü ve şöyle dedi:

“Hükümdarının demesinden, ben seni daha bilgili, akıllı ve zeki sanmıştım. Mesela o bahsettiğin boyayı ele alalım. Bu boya, bir sahte gurur sermayesi, yalancılık ve sahtekârlık süsüdür. Beyaz; nurun, bilgeliğin, hayatın birikimlerinin rengidir. Bu nuru boyayla örtmeye kalkmak bilgeliğin de sahte olduğunu gösterir.

Beyaz saçını siyaha boyatan adam, ihtiyarlıktan sonra gençliğin geleceğini sanan sadece bir budaladır.

Macuna gelince... Ben çok yemek yiyenlerden ve oburlardan zaten hoşlanmam. Oburluk, doyurandan fazlasını yemek, insanı insanlıktan çıkaran zaaflardan biridir.

Ye, iç, dışarı çık... Ye, iç, dışarı çık... Bu mudur insana uyan, hükümdarlara uyan!

Benim bildiğim, saydığım bilginler der ki: Açlık vücudun bir hastalığıdır, itidalle (ölçülü) yemek içmek de onun ilacıdır.

Kendisini zorla hastalığa, zayıflığa teslim eden kimse kendine kötülük eden kimsedir.”

Hint Hükümdarı’nın gönderdiği bilgin, bu sözler üzerine getirdiği hediyeleri de alıp ülkesine doğru yola çıkmış.

***


Molla Camî, İskender’in bir hikâyesini de şöyle anlatıyor:

Bir gün İskender, iş bilen ve sadık adamlarından birine kızdı, bulunduğu yüksek makamdan azlederek ona daha basit bir görev verdi.

O kişi bir gün görevi gereği İskender’in yanına gittiğinde İskender için için gülerek ona “Yeni görevini nasıl buluyorsun” diye sordu. Ve şu cevabı aldı:

“İnsan yüksek makamı, önemli görevi ve büyük işiyle büyümez, şereflenmez. Asıl şudur ki, o görevler, makamlar, işler kişiyle değer kazanır, yükselir. Bu yüzden her iş, her görev önemlidir ve gerekleri tam olarak yerine getirilmelidir.”

Bu sözlerden etkilenen İskender o kişiyi tekrar eski görevine getirmiş.

DİĞER YENİ YAZILAR