Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hep ciddi bir korku egemen oldu. Ya Kürtler bir gün “boşanmak istiyoruz” derlerse...
Korkulan şeyin adı “bölünme” olarak konulmuştu ve bölünmenin asla mümkün olamayacağı da hep tekrarlandı.
Akıllara “boşanma hakkı olmadığı” fikrinin iyice kazınması için “boşanamazsınız çünkü siz farklı değilsiniz” denildi, “boşanamazsınız çünkü sizin zaten farklı bir diliniz yok” denildi, “boşanma hakkınız olamaz çünkü siz gerisiniz” de denildi.
Boşanma fikri akıllara hiç düşmesin diye “olmayan dilinizi konuşamazsınız” da denildi, “bizim tespit ettiğimiz isimler dışında çocuklarınıza isim koyamazsınız” da denildi. “Boşanmaya kalkmanız demek yabancı büyük güçlerin oyununa gelmeniz, ellerinde oyuncak olmanız demektir” de denildi.
Bu koşullara uyulması durumunda, doğrudur, bir ayrım yapılmadı. “Ben Kürdüm, dilim Kürtçedir” demeyen, memur da oldu, yargıç da oldu, savcı da oldu, subay da oldu; milletvekili hep oldu, bakan da oldu.
Bunlar oldu, ama “ben Kürdüm, dilim Kürtçedir” demeyene de hep bir kuşkuyla bakıldı. Aslında Kürt oldukları hep akılda tutuldu.
“Biz Kürdüz dilimiz Kürtçedir” diyenler zaman zaman ve farklı nedenlerle başkaldırınca en sert şekilde ceza gördü. Olmayan bir Dersim isyanı, en ağır cezalardan birini gördü. “33 kurşun” olayının ağıtları hâlâ dillerde dolaşıyor. “Boşanma hakkın yok” fikri iyice kafalara kazınsın diye Diyarbakır askeri cezaevi kuruldu, o korkunç olaylar yaşandı. “Ben Kürdüm” demeyen, hatta Kürt olduğunu elinden geldiğince gizleyenlerin üzerinden de dikkatler yine hiç eksik olmadı.
Bütün bu yıllar boyunca, en kanlı isyan 26 yıldır bu ülkenin bir kesimini cehenneme çevirmesine rağmen “boşanma hakkınız yok” denilmeye devam edildi.
Yine de milyonlarca kişi ülkesinin burası olduğuna inanarak, güvenerek, ekmeğini bu ülkenin vatandaşı olarak, ülkenin her yerinde arayarak yaşamayı sürdürdü.
Şimdi birileri çıkıp diyor ki: “Sizin boşanma hakkınız yok, olamaz, ama bizim sizi boşama hakkımız var ve bu hakkı kullanmak istiyoruz...” Nasıl kullanılacak? Ülkenin dört bir yanında vatandaşların nüfus kâğıtlarına bakılacak, doğum yerine göre kamyona bindirilip çoluk çocuk oraya mı gönderilecek? Sonra “şu şu bölgeler sizin, alın gidin” mi denilecek? Yüz binlerce çocuk okullardan çıkarılacak ve gönderilecek... Bunların malına mülküne el mi konulacak? Karma evliliklerde “tercih” mi sorulacak?
Boşanma hakları olmadığına hâlâ inanıyoruz; buna karşılık “madem ki boşanmak istiyorsun, ben seni boşar kapının önüne koyarım” demenin ne kadar korkunç bir şey olduğunu “birlikte yaşayabilir miyiz” sorusunu ortaya atanlar ve destekleyenler iyi düşünsün. “Onun boşanma hakkı olamaz ama benim boşayıp kapının önüne koyma hakkım var” diyenler bunun anlamını ve arkasını iyi düşünsün...

