Bölünme korkusu

Haberin Devamı

Soğuk Savaş döneminde dünyanın bir yarısı “komünistler gelecek, malınızı alacak” diye, diğer yarısı da “kapitalistler gelecek sizi köle yapacak” diye korkutulurdu.

Dünya tam bu korkuları unutmaya yüz tutmuşken radikal İslamcı terör korkusu çıkageldi. 11 Eylül’de Batı’da zirve yapan bu korku da bugün büyük ölçüde zayıflamış görünüyor.

Türk toplumu ise sürekli korkutulan bir toplum olmaktan bir türlü çıkamıyor.

Bahçeşehir Üniversitesi’nin yaptığı “Radikalizm ve Aşırıcılık” başlıklı araştırma Türk toplumunun ne kadar korkutulmuş bir toplum olduğunu gösteriyor.

***


Araştırmanın bize göre en önemli bölümü, Batı dünyasının Türkiye’yi böleceğine ilişkin korku.

Toplumun yüzde 76’sı Avrupa Birliği’nin, yüzde 86’sı ABD’nin “Türkiye’yi bölmeyi hedeflediğine” inanıyor.

“En büyük dostumuz” ile içinde yer almayı düşündüğümüz birliğin “aslında ülkemizi bölmek istediğine” inanmak çok anlaşılır bir durum değil. Ama şu belli ki, sürekli korkular üreterek Türk toplumunun dünyaya kapalı kalması için çabalayanlar amaçlarına büyük ölçüde ulaşmış durumda.

En yakın müttefikinden, en çok iş yaptığı ve imrendiği ülkelerden korkan bir toplum, içine kapalı, dünyadan uzak kalmaya mahkûm bir toplumdur. Bu korkuların toplumun içine işlemesi için çalışanlar gerçekten başarılı olmuşlardır.

***


Aynı araştırmada “Bunlardan hangisi sizin için birinci sırada gelir” diye sorularak şıklar sıralanıyor ve şu cevaplar alınıyor:

Din yüzde 62, laiklik yüzde 16, etnik kimlik yüzde 5, yeterli bir gelir yüzde 4.

Buna karşılık aynı kişiler “Aşırı İslamcılar Türkiye için bir tehdit oluşturuyor mu?” sorusuna yüzde 69 oranında “evet” diyor. Yani kendisi için birinci önceliğin din olduğunu düşünenlerin önemli bir bölümü de kendi dininin “aşırılığından” korkuyor.

Araştırmanın “nasıl komşu istemezsiniz” ve kadına bakışla ilgili bölümlerinde alınan sonuçlar da çağ dışı bazı “hastalıkların” hâlâ ülkemizde kol gezdiğini gösteriyor.

***


Korkutulmuş bir toplumun insanları kendisine benzemeyen herkesten korkar, kendi içine kapanır, dünyadan uzaklaşır, kendi sorunlarını büyütür ve çözemez. Söz konusu araştırma henüz bu aşamayı yaşamaya devam ettiğimizi gösterdiği için çok kişinin canını sıkabilir. Ama bir de olumlu tarafından bakalım. Kürt sorununun çözümü kendi başına toplumun güvenini artıracak ve dünyaya bakışını değiştirecektir.

Bu iyimser bakış diğer yandan “neden bugüne kadar çözülmedi” sorusunun cevabını da içeriyor.

DİĞER YENİ YAZILAR