İran’da olanları izlerken akla bir soru geliyor: Bizde aynı şey olabilir mi? Kapalı bir rejimde, insan haklarını hiçe sayan bir yönetime karşı Türk halkı tepkisini sokakta ve her şeyi göze alarak gösterebilir mi?
Soru böyle sorulduğunda “Ama bizde İran’daki gibi bir durum hiç olmadı” şeklinde bir mazeret ileri sürülecektir.
Bir de Çin’de Tiananmen meydanında tankların karşısında gerilemeyen, ölümü göze alarak orada öylece duran ve ölen onlarca genç Çinli’yi hatırlayalım.
Rusya’da darbe yapmak için harekete geçmiş olan tankların üzerine çıkan Yeltsin’i de unutmayalım.
İspanya’da Franko’cu askerlerin darbe girişimi sırasında, “Tarih sizi affetmeyecek” başlığıyla özel bir baskı yapıp halkı darbeye karşı çıkmaya çağıran gazeteyi, El Pais’i de hatırlayalım.
Bu örneklere karşı da yine aynı mazeret ileri sürülecektir: “Bizde durum farklı.”
1946’da Demokrat Parti’nin seçimi kaybetmesi sandık hilelerine bağlanmıştı. Herkes, hatta daha sonra anılarını yazan birçok CHP’li bile, hile yapıldığını kabul etti. Ama bir tek kişi sokağa çıkıp bunu protesto etmedi, kullandığı oyun peşine düşen görülmedi. Tam tersine; kuzu kuzu bir 4 yıl daha beklediler.
12 Eylül 1980’de Türkiye’de kan gövdeyi götürüyordu. Darbe oldu, bir anda herkes durdu. Direnmek bir yana; askeri yönetim sendikacıları teslim olmaya çağırdığında İstanbul Selimiye Kışlası’nın önünde uzun kuyruklar oluştu, bavulunu kapan sendikacı teslim olmak için sıraya girdi. Hatta işlemler o gün bitirilemedi, kuyruğun gerisinde kalanlar çevredeki otellere gitti; ertesi sabah yeniden geldiler ve içeri alındılar.
12 Eylül 1980 öncesinde de bugünkü kadar demokrasi nutukları atılırdı. Ne Demirel’in ne de Ecevit’in aklına Ankara sokaklarında yürüyen tankların üzerine çıkıp halkı direnmeye çağırmak geldi. Tam tersine, anında teslim oldular.
28 Şubat 1997’nin ardından hiçbir siyasi çıkıp açıkça bilgi vererek halkı tepkisini göstermeye çağırmadı.
O günlerde en büyük kitlesel tepki eylemi her gece saat dokuzda ışıkların açılıp kapatılması şeklindeydi ve böyle “pasif” bir eylem uygulandığı için tepkinin boyutları görülemedi. Geceleri ışıklarını açıp kapatanlar ertesi gün bu tepkilerini büyük bir mitingde de gösterir miydi?
Aynı durum son cumhurbaşkanı seçiminde de görüldü, Genelkurmay’ın e-muhtırasına karşı tepkisini ortaya koymak AKP’lilerin de aklına gelmedi.
Ya da tam tersine, Çankaya Köşkü’ne eşi türbanlı birinin çıkmasını laik cumhuriyetin sonu olarak görenler, anında sokağa çıkıp tepkilerini göstermediler.
Bu liste böyle uzar gider ve soru aynı kalır: İran’da, İspanya’da, Rusya’da, Çin’de ortaya çıkan demokratik tepkiler neden bizde görülmüyor?
Muhtemel cevap şu: Başta Demirel, Ecevit, Erdoğan vs. olmak üzere, demokrasiyi o kadar da çok istemedik, istemiyoruz. Veya istiyor olsak da uğrunda fedakârlığa hazır değiliz. Aslında ikisinin de altında aynı neden bulunuyor: Her koşulda demokrasi mücadelesi verecek kadar ruhen ve zihnen demokrat değiliz.

