Haberin Devamı
Her olayda birkaç “Türkiye” kendisini gösteriyor, aralarındaki mesafe de giderek uçurumlara dönüşüyor. Birkaç “Türkiye” nin her biri diğerlerini anlama konusunda en küçük bir çaba göstermeye de niyetli gözükmüyor.
Her olaya, her gelişmeye, her soruna birkaç keskin açıdan bakılıyor, kimse “diğeri” nin neden farklı bir bakış açısına sahip olduğunu düşünmeye yanaşmıyor. Düşünmeye çalışanlar da bütün kesimlerce “düşman” olarak görülüyor.
Bir taraf “Avrupa Birliği” diyorsa diğerleri onun samimiyetinden kuşkulanıyor ve kendisini farklı bir tavır almak zorunda hissediyor. O zaman da Avrupa Birliği ortak bir toplumsal amaç olamıyor.
Her gündem maddesinin “tek” sahibi, çok “karşıtı” oluyor.
Bir taraf için Ergenekon olayı tümüyle düzmece, siyasi bir komplo. Onlar için iddianameyi okumak, sanıkların ifadelerini izlemek, bazı belgeler üzerine düşünmek gereksiz, çünkü bir kez karar vermişler ve kararlarında direniyorlar.
Diğer bir taraf için “laikliği” fazla vurgulayan, AKP’nin ülkeyi geriye götüreceğine inanan herkes “Ergenekoncu.” Onlar da kararlarını vermiş, soruşturmanın ve davanın herhangi bir yanına “eleştirel” bakma ihtiyacı duymuyorlar.
Bu iki taraf kendileri açısından ve tek boyutlu bir “demokrasi” kavgasına tutuşmuşken aynı demokrasi ihtiyacının Kürt kökenli vatandaşlar ve onların örgütleri için de geçerli olması gerektiğini düşünmüyor. İki ana grup için de Kürtler “başka.”
Rektörlerin tutuklanmasına tepki göstermek herkesin hakkıdır, herkes bu hakkını istediği gibi kullanır. Ama aynı anda DTP’ye yönelik olarak son yılların en büyük tutuklama dalgasının da nedenini sormak hiç akıllara gelmiyor, rektörlerin tutuklanmasına sevinenlerin ise tabii hiç gelmiyor.
Bu çok vahim bir toplumsal parçalanmadır. Parçaların hiçbiri diğerine güvenmiyor, hiçbiri ortak bazı noktalarda, en azından “demokrasi” gibi evrensel bir değer üzerinde uzlaşmaya bile niyetli değil.
Bu parçalanmayı giderecek anahtara AKP ilk iktidar döneminde sahipti. Toplumsal gerilimleri yumuşatacak araçlara sahipti.
Ama bunların hiçbirini kullanamadı, Avrupa Birliği’ni de unuttu verdiği “demokrasi” sözlerini de unuttu.
Böyle bir toplumsal parçalanma hangi siyasi iktidarın yönetimi sırasında ortaya çıkmış ya da büyümüşse tek sorumlu o siyasi iktidardır. Ergenekon soruşturmasındaki beceriksizliklerin de, bu demokrasi fırsatının kaçırılmasının da, DTP’ye yönelik ağır operasyonun da, ekonomik krizin de hesabını verecek olan tek merci siyasi iktidardır.

