Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dün gazetelerde yer alan bir beyanatında söylediklerinin üzerine aslında yorumlanacak fazla bir şey de kalmıyor.
Başbakan demiş ki: “Yeni cumhurbaşkanını Meclis seçecek, sonrakini halk seçecek, Ben bu seçimde elimde liste kapı kapı dolaşıp uzlaşma ararım...”
Biraz geç olmadı mı? Herkes “uzlaşma ara, gerilime götürme” diye söyleyip durdukça Başbakan en delikanlı tavrıyla “ben seçerim” demiş ve ülkeyi gereksiz bir krize sokmuştu. Elbette bu krizin mimarisinde kendisi yalnız değildi; bütün Ankara, el birliğiyle ülkenin krize girmesine ve anlamsız bir bölünme yaşanmasına yol açtı.
Yaşanan bunca olaydan, edilen bunca laftan sonra Erdoğan’ın gelecek cumhurbaşkanı için Meclis’te uzlaşma arayacağını söylemesinin başka anlamları da var. Bunlardan biri Başbakan’ın AKP’nin Meclis’te üçte iki çoğunluk alamayacağına inanmış olması. Eğer Erdoğan böyle büyük bir seçim zaferine inansaydı o sözleri zor ederdi.
Sözünden çıkan ikinci anlam, Erdoğan’ın en az dört partili bir Meclis öngördüğü. Şu andaki veriler Meclis’e AKP, CHP ve DTP’nin girmesinin kesin olduğunu gösteriyor. MHP, DP ve Genç Parti de barajı zorluyor. Dolayısıyla Başbakan’ın elinde liste, çalacağı kapıların sayısının
artması da mümkündür.
Burada bir parantez açalım. Eğer Başbakan elinde listeyle DTP’nin kapısına da gitmezse cumhurbaşkanı seçiminden çok daha önemli bir “uzlaşma”nın yolunu tıkamış olur. Hatta ilk olarak DTP ile görüşmesi bile büyük bir rahatlama getirecek ve bu partinin ve temsil ettiklerinin sisteme katılması açısından büyük katkı sağlayacaktır.
Başbakan’ın bundan sonraki adımlarında da hiç unutmaması gereken bir gerçek vardır: Çankaya Köşkü’nde oturacak ve Türkiye’yi temsil edecek kişinin eşinin başının kapalı olmasını Türk toplumunun büyük kesimi hazmetmeye, kabul etmeye hazır değildir. Cumhuriyet mitinglerinin verdiği en önemli mesajın bu olduğunu Erdoğan’ın da bütün AKP yöneticilerinin de iyi görmesi gerekir.
Başbakan’ın bundan sonraki cumhurbaşkanını seçmek için uzlaşma arayacağını söylemesini gerçek bir taahhüt olarak görebiliriz. Bu durumda Erdoğan’ın “şartlar değişti” gerekçesiyle bu
uzlaşma tavrını değiştirmesi de yeni ve daha büyük krizlerin tetikleyicisi olabilir.
Biraz geç oldu, ama olsun. Türk
toplumu böylece daha büyük krizlerden kurtulmuş olur. Bu da bir kazançtır.

