Bir gece “şövalye” rüyasında Tanrı’yı gördü. Görür görmez de tanıdı, çünkü Tanrı tıpkı tasvir edildiği gibi; uzun, beyaz giysisi içindeydi ve uzun, beyaz bir sakalı vardı.
“Seni görmek istedim” dedi Tanrı, çünkü ölçüsüz hırsın ve doymak bilmez susuzluğunla iyice gülünç hale geldiğini sana anlatmak istiyorum. Bütün evreni eline geçirsen bile bir hiç olarak kalacaksın. Oğlum, evren sonsuzdur.
“Ne demek istiyorsunuz” diye sordu şövalye.
“Açıklayayım” dedi Tanrı... Şöyle düşün: Binlerce ve binlerce şampanya şişesinden oluşan bir koleksiyonum var. Bu şişelerden birini açtım ve sizin Big-Bang dediğiniz şey oldu, yani sadece bir şampanya şişesinin mantarı patladı. Bir bardak doldurdum ve onu içmeye hazırlanıyorum. Sizin uzay bilimcilerinizin doğduğunu ve öldüğünü gördükleri yıldızlar benim şampanyamın bir anda oluşan ve sönen baloncuklarıdır. Sen bu bardağın içinde bir zerresin ve senin evrenin bu bardaktan daha büyük değil. Ben bu şampanyayı içtiğim zaman senin evrenin de sona erecek. Anladın mı?
“Çok iyi anladım dedi şövalye, bütün şampanya koleksiyonunuzu satın almak istesem bana kaça mal olur?”
Bu yeni hikâyeyi, İtalya’nın son dönem ünlü yazarlarından Andrea Camilleri (Türkçedeki birkaç kitabı: Montalbano ile Bir Ay, At Hamlesi, Tindari Gezisi) yazdı. Hikâyedeki “şövalye” her şeyin sahibi olmak isteyen, hiç kimseye hiçbir şey bırakmak istemeyen Berlusconi. Kendisini destekleyen İtalyan gazetelerinin Berlusconi’ye taktıkları ad “Cavaliere” yani şövalye.
Eski hikâyeyi de Molla Abdurrahman Camî, Baharistan adlı kitabında anlatıyor.
Sasani Hükümdarı Hürmüz’e bir veziri, mektup göndererek şu haberi verir:
“Deniz yoluyla mal getiren bir tüccar çok miktarda mücevherat, halı vs. getirmiştir. Veziriniz, Hükümdarı için bu malları 100 bin dirheme satın almıştır. Ancak öğrenmiştir ki Hükümdarı bu malları istemiyor.”
Vezir şöyle devam eder:
“O malları istemediğinizi öğrenince veziriniz soruşturur ve bir tüccarın bütün bu malları 100 bin dirhem daha fazla vererek satın almak istediğini öğrenir. Yani tüccar, vezirinizin ödediği 100 bin dirhemi verecek, üstüne 100 bin dirhem de kâr verecek.
Hürmüz anında şu cevabı gönderir:
“100 bin dirhem mal bedeliyle, 100 bin dirhem kâr bizim yanımızda bir kıymet ifade etmez. Biz padişahlık mı yapacağız yoksa tüccarlık mı? Tüccarlık yapacaksak padişahlığı kim yapacak ve ticaretle meşgul olanlar ne iş görecek?
Kendi maişetlerini temin için şahların alışverişle uğraşmaları saltanat makamına yaraşmaz. Şahlar cihan tüccarının işlerini kendilerine sanat edineceklerse o zaman tüccar ne iş görecektir. Şahlar, halklarını ve devletlerini idare etme işlerini nasıl yapacaklardır?

