Hrant Dink cinayeti davası Türk adaleti için, Türk yargısı için, Türk devletinin bazı görevlileri için bir utanç davası olarak devam ediyor.
Daha cinayetin hemen ertesinde, iki üst düzey emniyet görevlisi ilan etti: “Bir arkadaş grubunun işi...”
Bu bir işaretti, olayın kamunun bir kesimi tarafından nasıl ele alınacağını gösteren bir işaret...
Soruşturma, dava devam ettikçe de ayıp üstüne ayıp yaşanmaya başlandı.
* Savcılık soruşturma istiyor, mülkiye müfettişleri inceliyor, raporlar yazılıyor, ama raporların gereğini kimse yerine getirmiyor.
* Bazı evrakların “imal” edildiği, yapılmamış işlerin yapılmış gibi kayda geçirildiği ortaya çıkıyor, kimse gereğini yapmıyor.
* Aynı suçlamaya muhatap olan jandarma mensuplarının sadece “alt rütbeli” olanları için soruşturma izni veriliyor; izni verenler “diğerleri için neden vermedin” sorusuna cevap bile vermiyor.
* Başbakanlık teftiş elemanları gidiyor, araştırmalarının sonucunu rapor haline getiriyor, bu raporda suçlanan kamu görevlileri için yine hiçbir işlem yapılmıyor.
* Trabzon’da “görevi ihmal” iddiasıyla yargılanan jandarmaların davasının ana davayla birleştirilmesi ısrarla reddediliyor. Nedeni de aslında söyleniyor: Bir cinayet davasında asker kişilerin sanık olması istenmediği için dava ayrı tutuluyor.
* Danıştay davasındaki kamera kayıtları rezaletinin bir benzeri yine burada da yaşanıyor. Kayıtlar önce hiç ortaya çıkmıyor, sonra kayboluyor, siliniyor, kayıtlarda dikkati çeken bazı kişiler hakkında soruşturma yapılmıyor.
* Mülkiye müfettişlerinin hakkında soruşturma izni istediği emniyet mensuplarının üst düzeyde olanları için İstanbul Valiliği izin vermiyor, alt düzeyde olanları için veriyor ve hiçbir gerekçe de göstermiyor.
* Trabzon’da sanıkların dinleme kayıtlarının kaybolduğu söyleniyor, sonra bazı kayıtlar ortaya çıkıyor.
Bütün bunlara bakıldığında tek bir sonuca varılabilir: “Birileri” Hrant Dink cinayeti davasında adaletin yerini bulmasını istemiyor; değişik kesimlerden kamu görevlileri bunun için birbirlerini kolluyor, araştırma ve soruşturmalar yine “birileri” tarafından belli noktalarda kesiliyor.
Hrant Dink’in ne zaman, nasıl hedef gösterildiği biliniyor. Bütün bunlar arşivlerde var. Kimlerin hangi oyunlara alet olduklarının belgeleri ortada. Hrant Dink’i sürekli tehdit edenler, hedef gösterenler bir yana; cinayet hazırlığıyla ilgili bilgisi olduğu belli olan bazı kamu görevlilerinin de Ergenekon davalarında sanık olmalarının sadece tesadüf olduğunu düşünmek için bayağı saf olmak gerekir.
Hrant Dink davasının ilerlemesi konusunda isteksiz davranan kurumlar arasında İletişim Başkanlığı da var, meşhur Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da var.
Bu davada ayıplar, daha Hrant Dink’e arkadan yaklaşıp kafasına silah sıkan şahıs harekete geçmeden önce başladı. İki yıldır da devam ediyor.
Kafes eylem planı davasının belgelerinde sanıkların Hrant Dink cinayetinden “operasyonel faaliyet” diye söz ettikleri iddiası yer alıyor. Eğer cinayet “operasyonel faaliyet” ise, dava süresince yaşanan engellemeler de ancak bu “operasyonel faaliyet”in devamı olabilir.
Ergenekon davalarında kendilerini “avukat” ilan edenlerin ya da hâlâ hiç inceleme, düşünme gereği duymadan “avukatlık” yapma gayretkeşliğinden vazgeçmeyenlerin Hrant Dink cinayeti davasıyla hiç ilgilenmemelerini de unutmamak gerekiyor.

