Bir “tencere” olayı

Haberin Devamı

Yıl 1965. İsmet İnönü’nün hükümeti zor durumdadır. İstifa eder ve seçimin yolu açılır. Seçimde Süleyman Demirel’in genel başkanı olduğu Adalet Partisi birinci gelecektir.
Ali İhsan Göğüş o sırada Turizm ve Tanıtma Bakanı’dır. Milletvekili maaşı 3 bin 500 liradır, bakanlar 750 lira, başbakan da 850 lira makam tazminatı almaktadır.

Ali İhsan Göğüş anlatıyor:

“İnönü’nün Özel Kalem Müdürü Necdet Calp beni çağırdı: ‘Bu ay on iki gün hükümette kaldık, makam tazminatlarımızdan bunu düşüp hazineye iade edelim’ dedi. İsmet Paşa başta olmak üzere hepimiz makam tazminatlarımızın on iki günlüğü dışındaki kısmını iade ettik. Oysa bu parayı geri vermeyebilirdik, sonuçta yenisi kuruluncaya kadar eski hükümet görev başındadır.” (Ali İhsan Göğüş, Hep İsmet Paşa’nın Yanında, Remzi Kitabevi.)

***


Bu olay o zaman CHP’nin gazetesi Ulus’ta da, partiye yakın diğer gazetelerde de yer almamıştır. Başbakan ya da bakanlar bunu halka duyurup “puan kazanma” girişiminde bulunmamıştır.
Bu özel bir hassasiyettir ve tabii ki devletin, halkın bir kuruşu “haksız yere” gırtlağımızdan geçmesin kaygısından kaynaklanmaktadır. Paralar iade edilmese de kimse bir şey söylemeyecektir, ama paraları iade etmemiş olanlar bunu bilecektir.

Olayı kullanmaya kalkmamaları da “hassasiyetin gerçekliği”ni gösterir. Gösteri yapma amacıyla bulunmuş, tertiplenmiş bir “hassasiyet” değildir bu, kendi zihniyetlerinden kaynaklanmaktadır. Doğrusunun bu olduğunu düşündükleri için parayı iade etmişlerdir; onlara göre “tabii” bir davranıştır.

***


Aradan geçen onca yılda yaşananlara bakıp böylesi “hassasiyet”lerin biraz fazla kaçtığını düşünecekler çıkabilir. Ama işte etik de “bu kadarcık şeyden bir şey olmaz” denildiğinde çiğnenmeye başlanır.
Kendi kendilerine temel etik değerleri çiğneme izni verenler aynı izni başkalarına da vermeye başlar. Ve işin sonunda “tencere dibin kara seninki benden kara” günlerine gelinir.
Dibi kararmış tencereler başka tencerelerin de dipleri kararsın diye uğraşır. Böylece yeni tencerelerin de dipleri kararır, karartılır; tencerelerin dünyasında dibi kara olmak aslolan durum haline gelir. Dibi kararmamış tencerelere ise “salak” gözüyle bakılıp arkalarından gülünüyorsa, işte o zaman tablo tamamlanmış olur.

DİĞER YENİ YAZILAR