Haberin Devamı
Ankara’da görülmemiş bir hızla anayasa değişiklikleri faaliyeti sürüyor. Meclis sürekli olarak bir şeyler oyluyor.
Değişikliklerin arasında genel seçimlerin dört yılda bir yapılmasına ilişkin madde de bulunuyor. Bu, kimsenin karşı çıkmadığı bir düzenleme. Çünkü Türkiye gibi dinamik bir ülkede, sürekli değişen koşullarda hükümetler ve siyasi yapı çok kolay yıpranıyor. Nitekim bu maddenin yürürlükte olduğu süre içinde hükümet yine beş yılı götüremedi. Bu kez süre biraz daha uzadı, ama sonuçta dört buçuk yılda seçime gidilmiş olacak.
Cumhurbaşkanı seçimi sisteminin tümüyle değişmesine ilişkin maddelerle ilgili kargaşa ise henüz giderilmiş değil. Hükümet sözcüleri bir gün iki sandıktan söz ediyor, bir başka gün “iki sandık zor” diye bir beyanatta bulunuyor.
Ancak bir koşuşturma içinde sürüklenen Ankara, bugünkü siyasal yapının en önemli iki sorununa en küçük bir ilgi göstermiş değil.
Daha birkaç gün önce cumhurbaşkanı seçimi dolayısıyla “padişah” edebiyatı yapan birçok siyasi, gerek Siyasal Partiler Yasası gerekse kendi partilerinin tüzüklerinin gerçek anlamda demokratik hale getirilmesi için hiçbir girişimde bulunmuyorlar.
Bugünkü siyasal yapının temelindeki demokrasi eksikliğinin birinci unsuru Siyasal Partiler Yasası dolayısıyla bütün partilerde varolan “genel başkan diktatörlüğü” sorunudur.
Bu yasada değişiklik yapılması ve siyasal partilerin iç düzenlerinin de yeni demokratik kurallara göre oluşmasını elbette bugün parti yönetimlerinde bulunan şahısların hiçbiri istememektedir.
Gerçekte her partinin genel başkanı kendi partisinde “padişah” durumundadır. Bu konuda yine hatırlanması gereken, CHP’nin tüzüğüdür. Bu tüzüğe göre CHP’de kurultay yoluyla yönetimi değiştirmek pratikte imkânsızdır.
Şu andaki siyasal yapıdaki diğer önemli aksaklık da bilindiği gibi yüzde onluk seçim barajıdır. Bu sistem getirilirken örgörülen amaç gerçekleşmemiş, yine çok sayıda siyasi parti kurulmuştur. Ve bu sistemde halkın oylarının önemli bölümünün Meclis’te temsil edilmemesi durumu sürmektedir. Önümüzdeki seçimde de aynı sonuçla karşılaşılacaktır.
Ancak burada da iki büyük partinin yönetimleri herhangi bir adım atmak niyetinde görünmemekte, sürekli olarak bu mesele yokmuş gibi davranmaktadır. Çünkü bu sistem en çok oy sahibi olan iki partinin lehine işlemektedir.
Demokratik temsille, hatta demokrasinin temellleriyle ilgili bu iki sorun ortada dururken bunlara bir de garip bir cumhurbaşkanı seçimi sistemi eklenecektir. Böylece üç sakat ayak üzerine oturacak olan bir siyasal sistemde demokrasi sorunu biraz daha kangrene dönüşmüş olacaktır.
Güle güle Nükhet
Nükhet Ruacan müzisyen değildi, müziğin kendisiydi. Hep müzikle yaşadı. En iyi olduğu alanda söylemekle yetinmedi, kendini sadece caza hapsetmedi, her şeyi söyledi. Her şeyi söyleyebileceğini, her yerde, her koşul altında söyleyebileceğini gösterdi. Ağabeyi Neşet Ruacan ile birlikte Türk caz müziğinin en önemli ikilisi oldular. Artık Neşet tek başına çalmaya devam edecek. Güle güle Nükhet. Şarkılarını aynı gözlerle söylemeye devam et.

