Haberin Devamı
Avrupa Birliği, bizim için daha ileri bir toplum projesinin ifadesidir. Türk toplumu bu projeyi anlamış ve desteklemiştir, birçok siyasi çalkantıya rağmen desteğini sürdürmektedir.
Bu toplumsal proje refah ve demokrasi ayakları üzerinde duruyor. Refah, zenginliklerin bölüşümünde adaleti, demokrasi de en üst düzeyde özgürlükleri temsil eder.
1998-1999 yıllarından itibaren Türkiye bu toplumsal hedefe yönelik önemli reformları gerçekleştirdi. Bazıları çok sıkıntılı, bazıları çok kolay oldu.
Ancak zihniyetlerdeki değişimi gerçekleştirmek işin en zor yanı olarak Türk toplumunun elini kolunu bağlamaya devam ediyor.
Zihniyet değişiminin bir türlü uğramadığı kesim ise hâlâ “kamu”dur. “Kamu”yu yönetenler demokrasinin gelişmesinin kendi iktidar alanlarını kısıtlayacağı inancıya direnmeye devam ediyor.
Komşu Yunanistan’da son bir haftada yaşananlara bakarsak bizdeki “kamu” ile oradaki “kamu” arasındaki farkın büyüklüğünü görebiliriz.
Bir gencin ölümüne neden olan silahı kullanan polis memuru hemen tutuklandı, iki bakan istifasını verdi, gençlerin mala mülke zarar veren protesto gösterilerinde “kamu” intikamcı ya da taraf gibi davranmadı. Yunanistan’daki bu görüntü bizdeki birçok kamu görevlisi için anlaşılmaz olabilir ve gerçekten anlaşılmazdır çünkü bizim “kamu” onlardaki “kamu”ya göre zihniyet açısından bir devir geride duruyor.
Bizde geçen yılda gözaltında 8, hapishanede 36 kişi hayatını kaybetti. Kim sorumlu tutuldu, kimden hesap vermesi istendi?
Bizde geçen yıl polisin dur ihtarına uymadığı iddiasıyla açılan ateşle 9 kişi öldürüldü. Bütün bu olaylarda sorumlu “kamu görevlileri” kendi üstlerindeki “kamu görevlileri” tarafından açıkça korundu, kollandı.
Bir tek kamu görevlisi bile bir insanda, o insan kim olursa olsun, bir çizik oldu diye hesap vermeye çağrılmıyorsa o olayların önünü almak mümkün değildir.
Geçtiğimiz 1 Mayıs’taki olaylarda güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanmasının bütün örnekleri, bütün kanıtlarıyla herkesin gözlerinin önünde sergilendi.
Soğuk Savaş döneminin zihniyetine sıkışıp kalmış bir kamunun Yirmi birinci Yüzyıla ulaşabilmesi için bilinçli bir siyasi irade gerekir. Bu siyasi irade ortaya çıkmadığı sürece de kapkara tablolar, utanç verici rakamlarla yaşamaya devam ederiz.

