Haberin Devamı
Türbanla ilgili olarak günlerdir yazılan ve söylenenler adım atacak hiçbir yeni bir alan yaratmadığı gibi tam anlamıyla bıktırıcı hale geldi.
“Bıktırma” da bir çeşit “yıldırma” ve “yıldırarak kabul ettirme” politikasıdır. Yeni yollar açmaya çalışılması yerine aynı sözlerin sürekli tekrarlanması, toplumu “aman ne olursa olsun, bu patırtı bitsin” noktasına getirir.
Bizde de şu anda olan bu. Türban serbestliğini getirmeye çalışan AKP-MHP, bundan sonra türban serbestliğinin kamu kuruluşlarına, ilk ve ortaöğretime yayılmayacağına ilişkin herhangi bir güvenceyi getirmenin yollarını aramıyor. Bu da her türlü uzlaşma yolunu tıkıyor ve belirsizliğin temellerini sıkılaştırıyor.
Tayyip Erdoğan, türban sorununu “baskın” yöntemiyle ve sadece Meclis çoğunluğuna dayanarak çözmeyi tercih etti ve bu tercihin eleştirilmesine, başka görüşler getirilmesine büyük tepki göstermeye devam ediyor.
Bu tavrın ardından bir “toplumsal uzlaşma” yolunun açılmasını beklemek tümüyle hayal olmuştur.
“Özgürlük” kelimesini ağızlarından düşürmeyenlerin, sadece türbana endeksli demokrasi nutukları atanların türbanla birlikte başka özgürlük alanlarını genişletmekle ilgili herhangi bir adım atmayışını iyi değerlendirmesi gerekir.
AKP’nin, MHP’nin ve en öfkeli haliyle Başbakan’ın “artık bu iş bitmiştir, herkes sussun otursun” demesiyle de sorunun bitmesi mümkün değildir.
AKP, yine AKP’nin yarattığı yeni kuşku bulutlarını dağıtacak hiçbir şey yapmadığı için gökyüzü giderek daha fazla kararıyor.
AKP’nin tepesinin bilmesi gereken bir şey daha var: Toplumlar zaman zaman bıkkınlık haline geçer, sorunların uzağında duruyor görüntüsü verir. Ama biriken tepkiler en beklenmedik alanlarda ortaya çıkıverir ve “bıkkınlık” durumundan faydalandıklarını sananların üzerine çığ gibi gelir.
“Kaos çıkar” sözüne büyük tepki gösteren Erdoğan, bu kaosun birinci nedeninin kendi tavrı olduğunu görmemekte ısrar ediyor.
Cumhurbaşkanı Gül, bu kaos ihtimali konusunda Erdoğan’dan farklı bir düşünce içindeyse, partisiyle çatışmayı göze alıp Anayasa değişikliğini geri gönderir.
Bu durumda da Erdoğan, kendi anladığı “kuvvetler ayrılığı” ve “demokratik sistem”in gerçekle bir ilişkisi olmadığını yaşayarak görmüş olacaktır.

