İki general ile bir amiralin, ilgili bakanlar tarafından açığa alınmalarına yönelik ilk günkü sert tepkiler çabuk dindi. Yasal bir hükümetin ağır bir suçtan yargılanacak olan kamu görevlilerinin görevlerine devam etmemeleri kararının hukuki dayanakları da fazlaca tartışmaya gerek görülmeden kabul edildi.
Ancak olayın ilk anından itibaren ortaya konulmuş olan açık bir tespitle ilgili olarak hükümet kanadında sadece sessizlik var.
Türkiye’de ağır suçlamalarla yargılanan veya yargılanması engellenen kamu görevlilerinin sayısı ne yazık ki pek çok.
Örgütlü suçlara, hatta cinayetlere çeşitli şekillerde karıştıkları iddia edilen kamu görevlilerinin bazılarının “siyasi koruma” altında olduklarının örnekleri de var.
Ağır suçlamalarla yargılanan kimi kamu görevlileri hakkında da, yargılamanın sonuna kadar açığa alma işlemi “adamına göre” uygulanıyor.
Siyasi iktidar sahiplerinin kamu görevlilerini “bizden olan memurlar, bize karşı olan memurlar” olarak ikiye ayırıp belirgin şekilde çifte standart uygulaması yeni bir durum değildir.
“Benim memurum senin memurun” ayrımını, siyasi iktidarların çalışacağı kişileri seçme hakkı olarak görmenin tartışılır yanları olabilir. Ama eğer konu “suç” ise siyasi iktidarların “seçme hakkı” olamaz.
Tam tersine, bazı kamu görevlileri için yapılan işlemi yine ağır iddialarla yargılanan başka kamu görevlilerine uygulamamak, hem açık bir ayrımcılık hem de suçtur.
Toplumdaki bölünme ya da kamplaşmaları en çok körükleyen, siyasi iktidarların bu tür çifte standart uygulamaları olmuştur. Siyasiler, konu suç olunca hiçbir ayırım yapmadıklarını topluma gösterirlerse kamplaşmaların törpülenmesine gerçekten katkıda bulunmuş olurlar.
Kamu görevlileri, görev alanları ne olursa olsun halka hizmet vermekle, devlete değil halka hizmet vermekle yükümlüdürler. Onları “benden-karşıdan” diye ayırarak farklı uygulamalara gitmek bu kamu görevlilerini de “taraf” olmaya, bir tarafı seçmeye yöneltir.
İki general ile bir amiralin açığa alınması bir ilk oldu, ama bu tasarrufun herhangi bir açıdan “farklı” bir uygulama olarak görülmesinin önüne geçmek, bu yöndeki kuşku ve kaygıları gidermek de siyasi yetki sahiplerinin görevidir.

