2000 yılında başlayan ağır ekonomik krizde Türk ekonomisi ve mali sektör çok ağır darbe aldı. Bu krizden önce "saldım çayıra Mevlam kayıra" sistemiyle yürüyen bankacılık kesimi ekonomiye 28 milyar dolar yük de yükleyerek en büyük yarayı aldı.
2005 yılındayız, bugün baük bankalar ve sahipleriyle, sorumlulanyla ilgili bir "keşmekeş" hali devam ediyor.
Karmaşık hukuki açıklamalar içinde dağılırsak gerçekte ne olduğunu anlamamız son derece güçtür.
Baük bankaların tasfiyesi ve zararların sorumlulardan tahsilatıyla görevli olan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) zaman zaman gerçekleşen tahsilatlarla ilgili açıklamalar yapıyor. İzleyen herkesin gördüğü üzere, alınabilen paraların çok büyük bölümü "çanak çömlek" satışlarından geliyor. TMSF bir tür "pazar" kurdu, el konulmuş bir takım mallar burada sergileniyor ve satılıyor.
Bu satışlarından gelen para 28 milyarlık fatura içinde tam anlamıyla devede kulaktır. Bu tür satışlarla 28 milyarın yüzde 5'inin çıkacağı bile kuşkuludur.
Batık banka sahiplerinin her birinin durumu, hukuki açıdan farklı olabilir. Ancak tam açıklama yapılmadığı için bu farklar, "farklı uygulama" gibi yansıyor; birilerinin üzerine gidilirken, birilerinin üzerine gidilmiyor görüntüsü doğuyor.
Bu görüntünün kaynaklarından biri, el konulmuş ya da tedbir konulmuş ve asıl büyük gelir sağlayacak malların ve şirketlerin satılmasında gösterilen tereddüttür.
Bu kriz yönetilemiyor
Uzanlar'ı örnek alırsak, bu ailenin elektrik şirketlerine devlet el koydu, telefon şirketiyle ilgili olarak ne iş yapıldığı, satışı ve TMSF alacaklarının tahsilaüyla ilgili ne yapıldığı belli değil. Şarap mahzenleri, purolar, tekneler satıldı ama asıl değerli mallar, medya grubu ve telefon şirketi için nasıl bir çalışma yapıldığı belli değil...
Baük bir banka patronunun eşinin bir Avrupa bankasındaki parayı vererek yurt dışına çıkış izni alması... Bir başka patronun eşini VIP'den geçirerek Londra'da ev satmaya yollaması ve yanlarında bir de yüksek bürokratın bulunması sadece "magazin" olayları değildir. Bunlar, batık bankalar olayında yaşanan "keşme-keş"in ve krizi yönetmekle yükümlü olanların olaya "hakim olamadığının" görüntüleridir.
Durumları birbirinden çok farklı olmayan "sanıkların" biri ağır cezayla hapishanedeyken bir başkasının ortada dolaşması, bir başkasının havaalanı VIP'sinde görünmesi kamu vicdanını yaralar.
Şu anda bu olup bitenlerde herhangi bir art niyet aranmayabilir ama böyle önemli bir konuda "beceriksizlik" de hiç hafif bir suç değildir.
Batıklar ve yanlışlar
2000 yılında başlayan ağır ekonomik krizde Türk ekonomisi ve mali sektör çok ağır darbe aldı. Bu krizden önce "saldım çayıra Mevlam kayıra" sistemiyle yürüyen bankacılık kesimi ekonomiye 28 milyar dolar yük de yükleyerek en büyük yarayı aldı
Haberin Devamı

