Elbette sonuçta bütün siyasi sorumluluğu taşıyacak olan kişi başbakan ve bütün görüşme sürecinin en üst noktasında kendisi duracak, son kararları o verecek.
17 Aralık 2004 günü ve ertesinde görülen şenlik havası, kısa süre içinde yerini durgunluk havasına bıraktı ve "başmüzakereci" konusu da bu durgunluğun sembolü oldu.
Hükümetin tepesinde, en azından 16 Aralık günü, "tarih alındıktan sonra neler yapılacağına ilişkin" net bir planın olmadığı kuşkusu ortaya çıktı.
17 Aralık'tan bu yana 4 ayı aşkın sürenin sadece bir durgunluk görüntüsü içinde geçmesine gerekçe olarak ne gösterilirse gösterilsin, bu görüntü hiç de hayra alamet değil.
* Türkiye, en kısa tanımlarıyla, "tarım toplumundan sanayi toplumuna geçecek ve arızalarından arınmış bir demokratik hukuk devleti" olacaktır.
Böyle bir hedef konulduğunda kaybedilebilecek aylardan değil, saatlerden bile söz edilemez. Bu da şu demektir: Her aşamadan önce mutlaka bir sonraki aşamanın planları yapılacak, çalışma programları çıkarılacak.
Asıl müzakere içeride
Türkiye için Avrupa Birliği hedefi, sadece bu "ileri uygarlık kulübü" içinde yer almak değildir. Türkiye'nin o "ileri uygarlık standartlarını" gerçek anlamda yakalamasıdır. Demek ki bu meselede asıl "mücadele" Avrupa Birliği'ne "karşı" değil; içerideki, Türkiye'yi geriye çeken eski yapının direnç noktalarına karşı verilecektir.
* "Başmüzareci"nin esas pazarlık yapacağı, direncini kıracağı kurum AB değil. Çünkü AB'nin kuralları, ilkeleri, mevzuatı belli. Önemli olan, Türkiye'nin kendisini bu "ileri uygarlık" düzenine uydurmasıdır.
* Bu açıdan bakıldığında, Avrupa'da yürütülen Türkiye'ye ilişkin tartışmalar ikinci planda kalıyor. Çünkü eğer Türkiye bugün AB'nin temsil ettiği ileri, demokratik ve toplumsal standartları yakalarsa bu kulübün üyesi olmasını çeşitli siyasi nedenlerle engellenme çabaları da fazla bir önem taşımayacaktır.
Bulunduğumuz aşamada önemli olan, Türkiye'nin bu hedefe yönelik iradesinin sürekli olarak canlı tutulması ve bu konudaki toplumsal ittifakın güçlendirilmesidir. Ve son dönemde ortaya çıkan kimi tehlikeli eğilimlerin, "sokak" görüntülerinin panzehiri de esas olarak budur.
En tepedekiler, konu ne olursa olsun "ciddiye almıyor" görüntüsü verirlerse bu hava müthiş bir hızla aşağıya iner ve onarımı güç arızalar yaratır. Bunlar da sonuçta Türkiye'ye zarar verir.
Hükümetin bu meseleye biraz daha geniş bir açıdan bakabilmesi şu anda çok önem kazandı. Bu nedenle başmüzakereci sorulduğu zaman konuyu hafife alan cevaplarla durumu geçiştirmek de sadece olumsuz rüzgârlara destek olacak bir tavırdır.
Başmüzakereci
Avrupa Birliği ile görüşmeleri yürütecek olan başmüzakereci konusu Başbakan'a en son sorulduğunda "Başmüzakereci benim" cevabını verdi
Haberin Devamı

