'Başkan baba' ister misiniz?

Haberin Devamı

Şu anda yürürlükte olan anayasa, birçok değişikliğe rağmen, cumhurbaşkanının yetki ve sorumlulukları konusunda ilk halini koruyor.

1982 Anayasası’nda cumhurbaşkanı yetkileri “kişiye göre“ belirlenmişti. 12 Eylül 1980 darbesinin Milli Güvenlik Konseyi Başkanı olarak Genelkurmay Başkanı Kenan Evren askeri yönetimin “en yetkili” yöneticisiydi. Sonra başkanı olduğu Milli Güvenlik Konseyi onu devlet başkanı “seçti”. Anayasanın halk oyuna sunulmasıyla birlikte Evren’in cumhurbaşkanlığı da halk oyuna sunuldu ve Evren bu kez “halkın seçtiği” cumhurbaşkanı oldu.

Anayasa’ya göre bir kez 7 yıl görev yapmak için seçilen Evren, görev süresinin bitmesine yakın günlerde, tekrar seçilebilmenin yolları üzerine bir nabız yoklaması yaptı, ama taraftar bulamadı.

***


Evren’den sonra cumhurbaşkanı olan Turgut Özal‘ın zihninde en başından itibaren başkanlık sistemi vardı. Ancak partisi ANAP’ın kontrolünü kaçırdı ve zaten ANAP hızlı bir inişe geçmişti. Özal, başkanlık sistemi girişimleri için zaman da zemin de bulamadı.

Özal’dan sonra Demirel, başkanlık sisteminin tartışılması ve bir kez 7 yıl olan cumhurbaşkanı görev süresinin iki kez beşer yıl olarak değişmesi için girişimlerde bulundu. Ancak o da partisi DYP’nin kontrolünü elinden kaçırmıştı, siyasi bir dayanak bulamadı.

Ahmet Necdet Sezer ise kendisinden öncekilerin bakış açılarından farklı olarak birkaç fırsat vesilesiyle parlamenter sistemde bizdeki mevcut cumhurbaşkanı yetkilerinin fazla olduğuna değinmekle yetindi.

Abdullah Gül, 2007’de “bir kez 7 yıl“ kuralıyla seçildi, ancak daha sonra yapılan anayasa değişikliğiyle şu andaki kural, yani “iki kez beşer yıl“ görev süresi getirildi. Gül de birkaç kez mevcut parlamenter sistemde cumhurbaşkanı yetkilerinin fazla olduğu görüşünü belirtti, ama başkanlık sistemi ve kendi görev süresi konularına şu ana kadar hiç girmedi.

***


Başbakan Tayyip Erdoğan bu yıl 12 Haziran’da Genel Başkan olarak üçüncü genel seçimine girecek ve sandıktan ciddi bir çoğunlukla çıkacak. Erdoğan, daha önce de bunun “son genel seçimi“ olacağını ifade etmişti. Dolayısıyla, Başbakan’ın bundan sonraki hedefinin Çankaya olduğu kimse için sır değil

Erdoğan açık olarak kendisiyle birlikte Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesini istiyor. Dün de bunu tekrarladı ve gerekirse halkın oyuna sunacağını söyledi.

Bu sistem değişikliğinin “haydi öbür sisteme geçelim” deyince gerçekleşmesi mümkün değil. Şu anda hükümetin ve Meclis’in yetkilerinin hangilerinin cumhurbaşkanına devredileceği çok ayrıntılı bir çalışma konusu. Sürekli örnek verilen Amerikan ve Fransız sistemlerinde, başkanın denetimi açısından hem iki Meclis var hem de çok güçlü bir yüksek yargı var.

Eğer “o denetim sistemleri olmadan başkanlık sistemi olsun“ derseniz bunun adı en azından “başkan babalık” sistemi olur. Halkın “her şeye kadir başkan baba” isteyeceği de çok kuşkuludur.

Demokratik sistemin eksiklerini tamamlama çabaları içinde, az denetimli bir başkanlık sistemi girişiminin ne kadar gerçekçi olacağı bir yana, dünya ölçeğindeki ana dalgalar da bu hesabı yapanların dikkate almaları gereken bir unsurdur.

“Başkan baba ister misiniz“ sorusuna muhatap olan bir halk, daha demokrasinin nimetlerinden bile tam faydalanmamışsa, bu soru fazla erken sorulmuş demektir ve hayır cevabıyla karşılaşması da büyük ihtimaldir.

Malum kitap çıktı

Ahmet Şık‘ın, birilerinin çok korktuğu kitabı dün internet sitelerinde ortaya çıktı. Anlaşıldığı kadarıyla on binlerce kişi bu kitap hakkında bilgi sahibi olmaya başladı. Gazete basıp bilgisayarda kitap imha edenler ne kadar gülünç bir iş yaptıklarının belki farkına varmışlardır. Bu on binler yarın yüz binler olacak ve birilerinin kimsenin görmesini istemedikleri kitabı hızla bütün ülke görmüş, okumuş olacak.

Gazete, yayınevi basanlar ve bastıranlar bu yüz binlerce kişinin peşine düşsün.

Biz de okuyacağız ve bu sansür-imha faaliyetlerinin neden yapıldığını anlamaya çalışacağız.

DİĞER YENİ YAZILAR