Başkan baba

Turgut Özal, parlamentoyla ve dağınık bir siyasi yapıyla yönetmenin zorluklarıyla karşılaşınca ortaya "başkanlık sistemi" tartışmasını atmıştı

Haberin Devamı

Turgut Özal, parlamentoyla ve dağınık bir siyasi yapıyla yönetmenin zorluklarıyla karşılaşınca ortaya "başkanlık sistemi" tartışmasını atmıştı.

Konu tartışıldı ve bir süre sonra unutuldu. Özal'ın ardından Demirci Cumhurbaşkanı oldu. Görev döneminin sonuna yaklaşırken bu kez de Demirel "başkanlık sistemi"nin faydalarından söz etmeye başladı.

Onun çıkış noktası da aynıydı; parçalanmış bir siyasi yapıda yönetmek güç oluyordu ve ancak yürütme yetkilerinin çoğunluğu Cumhurbaşkanı'nda toplandığında istikrar sağlanabilecekti.

* Tabii ki hem Özal hem Demirel "Başkan baba" olarak kendilerini görüyorlardı...

* Başkası için bir yol açmak bizim siyasi geleneklerimizde yoktur. Tam tersine, kendinden sonrakilerin önünü tıkamanın yolları düşünülür.

Her iki tartışmada da genel olarak varılan uzlaşma noktası, Amerikan tarzı bir başkanlık sisteminden çok Fransa'daki yarı-başkanlık sisteminin Türkiye'ye uyabileceği yönündeydi.

* Bugün AKP üst yönetimi bir kez daha başkanlık sistemi tartışmasını gündeme getirmeye çalışıyor. Tabii ki onların gözündeki ana hedef de, eğer bir yarı-başkanlık sistemine geçilirse başkanın doğal olarak Tayyip Erdoğan olacağıdır...

Temel sorunu çözmüyor
Türkiye'nin bugünkü sisteminde Cumhurbaşkanlığı makamının yasama ile yürütmeyi denetleme görevleri vardır. Bunun araçları da yasaları veto etme yetkisi ve önemli atamalarda imzasının aranmasıdır.

Başbakanı ataması daha "uyumlu" ve duruma uyularak çatışmasız yapılabilen bir görev olsa da, Bakanlar Kurulu üyelerinin atanmasında Cumhurbaşkanı her zaman söz sahibi olmakta ve zaman zaman kıyasıya "pazarlık" yapabilmektedir.

* Yarı başkanlık sisteminde bu yetki ve sorumluluklara sahip olan Cumhurbaşkanı, öncelikle dış politikada ve uluslararası görüşme ve anlaşmalarda birinci yetkili olmaktadır. Bunun yanında, yürütmeye bağlı olan birçok kamu kuruluşunun doğrudan Cumhurbaşkanı 'na bağlanması da söz konusudur.

* Türkiye'de, çok kısa dönemler dışında başbakanların hep cumhurbaşkanları ile sorunları olmuştur. Yarı başkanlık sistemi ise bunu giderecek bir sistem değildir. Çünkü, daha önceki örneklerde görüldüğü gibi, bugün şu eğilimdeki bir başkanı seçen halk yarın onun karşısındaki siyasi partiyi parlamentoda çoğunluk yapabilmektedir. Bu durum, başkanlık sisteminin yürürlükte olduğu ABD'de bile görülmekte, birçok başkan Kongre'de karşı partiye ait çoğunlukla boğuşmak durumunda kalmaktadır.

* Devlet Başkanı'nın halk oyuyla seçilmesi ilk anda kulağa hoş gelmektedir. Ancak bu sistemi tartışırken, sadece bugünkü sıkıntılardan yola çıkmak, yeni sistemin getirebileceği sorunları bugünden hesaplamamak Türkiye'yi yeni siyasi krizler içine sokabilir.

* Kaldı ki, şu anda asıl siyasi sorun, halk desteği almış bütün siyasi görüş ve partilerin Meclis'te temsil edilmemeleri sorunudur.

Eğer yarı-başkanlık sistemi, gelecekte böyle bir olasılık ortaya çıkmasına karşı düşünülüyorsa, buradaki temel sorun da çözülmüş olmayacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR