Basından nefret

Haberin Devamı

Başbakan, kendisine “bağlı” olmayan basından hiç hazzetmiyor, her sabah bütün gazetelerin kendisini övmesini, hoşuna gitmeyecek hiçbir haber ya da yorum yayınlanmamasını istiyor.

On üç büyük gazetenin, bunları yayınlayan kuruluşların 6’sı Başbakan’ın “sevdiği” grubu oluşturuyor.

Yeni Şafak hem kişisel yakınlık hem de iş ilişkileriyle AKP’ye öteden beri yakındır.

Star Gazetesi sahibinin yine hem kişisel hem iş yakınlığı vardır.

Akşam Gazetesi, sahibinin iş sorunları dolayısıyla hükümete herhangi bir eleştiri getirememektedir.

Sabah Gazetesi bu gruba tek kişinin girdiği bir ihale ve kamu bankalarının finansmanıyla katılmıştır.

Fethullah Gülen grubunun kontrolündeki Zaman ve Gülen’e olan yakınlığını sık sık dile getiren bir iş adamının sahibi olduğu Bugün gazeteleri de AKP’ye ve Başbakan’a “tam destek” politikasıyla yayınlanmaktadır.

Bunların dışında kalan Hürriyet, Vatan, Milliyet, Posta ve Radikal, herhangi bir siyasi bağımlılığı olmadan yayın yapma çabasındadır.

Cumhuriyet Gazetesi “ulusalcı” tarafta ve muhaliftir, Taraf Gazetesi de hükümetin ve Başbakan’ın özellikle Kürt sorunundaki anti-demokratik tavrı dolayısıyla mesafeli bir politika izlemektedir.

6 günlük gazetenin açık açık AKP yanlısı yayın yapması, bu gazetelerde konu ne olursa olsun en küçük bir eleştiri yer almaması, Erdoğan’a yetmiyor, bütün gazetelerin “padişahın gazetesi” olmasını istiyor.

***


Bu gazetelerin yayıncılık anlayışlarının son örneği Sevigen olayında da görülmüştür. Olayın taraflarından biri Erdoğan’ın okul arkadaşı ve AKP’li çıkınca bütün bu gazeteler olayı gizledi.

Başbakan seçim meydanlarında da sürekli olarak “o gazeteleri almayın” diyor, ama okur bu gazeteleri alıyor, buna karşılık Sabah, Başbakan’ın yakınlarına geçtikten sonra büyük tiraj kaybı yaşıyor. Zaman Gazetesi’nin yüksek satışı da elden dağıtımla sağlanıyor, kendi iradesiyle bayiden gazete alanlar, gösterilen satış sayısının yirmide birinde kalıyor.

Anlaşılan Başbakan gazete okurlarının kendisini dinlememesine de sinirleniyor.

Diyelim ki, Doğan grubuna yönelik saldırı başarılı oldu, bu yolla grubun ekonomik bağımsızlığı yok edildi ve grup küçülmek zorunda kaldı.

Böyle bir ülke düşünülebilir mi?

Böyle bir demokrasi düşünülebilir mi?

Halkın haber alma hakkının yok edildiği, farklı yorumlarla beslenmesinin engellendiği bir ülkede demokrasi olabilir mi?

Tayyip Bey yine kızacak ama yine de kendisine 1959’daki Adnan Menderes’i, 1989’daki Turgut Özal’ı, 1996’daki Tansu Çiller’i hatırlatalım.


DİĞER YENİ YAZILAR