Tayyip Erdoğan’ın basınla ilgili durumu tam anlamıyla “takıntı” halini aldı. Geçen hafta, Genelkurmay Başkanı’nın sert konuşmasıyla başlayan yeni medya tartışmasında Başbakan’ın hemen basın karşıtı bir konumu seçmesi de bu “takıntı” halinin ağır seyrettiğinin işareti oldu.
Erdoğan, Orgeneral Başbuğ’a basın konusunda desteğini açıkladıktan sonra iki kez daha konuştu, her iki konuşmada da sözü döndürdü dolaştırdı, basına getirdi.
Aktütün olayından sonra oradaki mezrada yaşayan bir küçük kızın “silah değil kalem istiyoruz” sözlerine gösterdiği tepki, Başbakan’ın takıntı içinde olduğu tanısını adeta perçinlendi. Erdoğan’a göre küçük kızın kamera karşısındaki konuşması, medyanın bir mizanseniydi! (Böyle durumlar için Türkçemizde çok uygun deyimler vardır...) Ve Aktütün’deki küçük kızın sözlerini “kendisine yönelik medya komplosunun” bir parçası olarak görmesi de takıntısının boyutunu gösteriyor.
Erdoğan’ın basın takıntısını gösteren bir başka davranışı da “ağzı olan konuşuyor” tepkisiydi.
Ve Başbakan’a göre konuşmaması gerekenler sadece gazeteciler, siyasi yorumcular da değil iş dünyasını temsil eden örgütler, akademisyenler, emekli askerler de konuşmamalı.
“Herkes kendine göre bir şeyler atıp tutuyor... Ahkâm kesiyor, bilerek bilmeyerek...”
Bu sözleri söyleyenin mantığına göre, yazı yazacak, yorumlayacak, fikir beyan edecek olanların Erdoğan’dan “ehliyet” alması gerekiyor.
Tayyip Erdoğan’ın “demokrasi” meselesini sindirmekte sorun yaşadığının kanıtları birbirini izliyor. O zaman sormazlar mı: “Demokrasiyi içine sindirememiş, sindirmekte zorlanan bir siyasi, Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin özgürlük ve demokrasi standartlarına nasıl götürecek?”
Bu sorunun devamı da var: “Götürmek istiyor mu, yoksa kendisine fazla güç sağlayan bugünkü topal demokrasiden memnun mu?”
Tayyip Erdoğan ve partisi, basın özgürlüğü meselesinde sınıfta kaldığını defalarca gösterdi.
Peki ya CHP?
Deniz Feneri olayında basın özgürlüğünü savunan CHP, Aktütün olayı sonrasında ortaya çıkan tartışmaları görmezden geldi ve CHP yönetiminin de bu anlamda Erdoğan’dan farksız ve çifte standartçı olduğu görüldü.
Siyasiler şunu hep unutuyor: Özgür basın ama gerçek özgür basın, onların varlıklarının da en büyük güvencesidir.
Aslında bu gerçeği öğreniyorlar, öğreniyorlar da, nedense hep düştükten sonra...

