Gerçekten ilginç bir toplumuz. Herhangi bir ülkede, yapısı ne olursa olsun, o ülkenin bir numaralı yöneticisine yönelik bir suikast iddiası ortaya çıktığında ortalık birbirine girer.
Suikast planının gerçekleşebilir olup olmamasının fazla önemi yoktur. Herhangi bir ülkede birileri başbakanı öldürmek için hazırlık yapıyorsa, üstelik bu birileri akıl hastalıklarından mustarip kişiler değilse, o ülke şöyle bir sallanır.
Bizde öyle olmadı. Yayınlanan haberlere, iddialara soğuk soğuk baktık. Sanki olay bizim ülkemizde değil, başka bir ülkede geçiyormuş gibi yarım göz ilgilendik.
Dünyanın herhangi bir ülkesinde olanlar ve olacaklar bizde olmadı.
Medyanın bir bölümü konuya ilişkin haberleri ayrıntılı olarak verdi. Ama bazıları bu konuya hiç değinmedi. Hatta bu iddiaların yer aldığı Ergenekon soruşturmasının tümüyle komplo olduğunu savunan yayın organları da “Bu ne biçim iddiadır, aklı başında biri ülkenin başbakanını öldürmeye kalkar mı, işte görüyorsunuz bu dava bu kadar uyduruk” bile diyemediler. Demek ki, onlar da böyle bir şey olabileceğini düşünüyorlardı. Eğer bu iddiaların, boyutları dolayısıyla çok büyük bir komplonun parçası olduğuna inansalardı, ülkeyi ayağa kaldırmaları gerekirdi.
Siyasi partilerden herhangi birisi, kendisine ne sıfat verirse versin, demokrasinin ve hukukun yılmaz savunucusu olması gereken siyasi partilerden herhangi biri, bu suikast iddiasıyla ilgilenmedi. Belki de sadece “demokratik açılım” ya da “Kürt açılımı” konusunda kıvrandıklarından ve ne tür demokrat oldukları konusunda kafalarında bir berraklık bulunmayışındandır. Belki de aynı anda iki önemli konuyla ilgilenme zorluğu içinde olmalarındandır.
Ergenekon vakasının en önemli unsurlarından biri, belki de en önemlisi ülkenin başbakanına suikast planı yapılmış olmasıdır.
Bu iddia ülkemizin nerelerden döndüğünü, ne tehlikeler atlattığını da gösteriyor. Ya bu plan gerçekleşmiş olsaydı, Başbakan öldürülseydi...
Bunu düşünmek bile korkunç. 2000’li yıllarda başbakanı siyasi suikastla öldürülmüş bir ülkede yaşamak korkunç bir durum.
Okul yıkmak
Pazarın rehaveti içine sıkıştırılmış bir vahim durumu da dün gördük. Zeynep Mutlu Vakfı’nın okulu yıkıldı.
Okulu az, okula gitme imkânı bulamayan çocuğu çok olan ülkemizde okul yıkıldı.
Bu olayın hukuki gerekçelerini savunmak da kolay değil. Çünkü yıkılan bir okul.
Herkesin üzerine titremesi gereken, eğer taşınması zorunlu ise de bunun için herkesin yardımcı olması gereken bir okulu yıkmayı hiçbir yetkili açıklayamaz.
Okul yıkmanın vebali çok ağırdır. Ağır olmalıdır.

