Barışın merkezi olmak için

Haberin Devamı

İsrail ve Filistin liderlerinin Ankara’da bir araya gelebilmesi, Suriye ve İran’ın Türkiye ile ilişkilere gösterdiği özen, hatta son olarak Suudi Arabistan Kralı’nın ziyareti önemli bir vizyonu gösteriyor: Türkiye bölgedeki barışın merkezi, yapıcı ilişkilerin ana üssü olabilir.
Evet olabilir, ama henüz değil.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’nin ABD etkisi altında kalması ve Soğuk Savaş’ta bir tür “ileri üs” olarak görülmesi böyle bir vizyonu mümkün kılmıyordu. Tam tersine, bölge ülkeleri Türkiye’den fazlasıyla kuşkulanıyor, güvene dayanan ilişkilerin kurulması zorlaşıyordu.
Son yirmi beş yılda dünyanın ve komşularının Türkiye’ye bakışında önemli değişiklikler oldu. Bunun kaynaklarından biri kuşkusuz demokrasi yolunda konulan iradenin gücüdür. Avrupa Birliği üyeliği hedefi de bunun bir yan unsuru ya da aracı olarak öne çıktıkça Türkiye “global” bir vizyona sahip olma yolunda olduğunu göstermiştir.
Filistin ve İsrail liderleri, Türkiye’ye bir tatil köyünde bir araya gelip pazarlık yapmak için gelmemiştir. Meclis’in önünde dünyaya mesajlar vermek ve barış yollarını açık tutmak iradesine sahip olduklarını göstermek için Türkiye’yi seçmişlerdir.
Türkiye’nin bölgesel barışın üssü olması, Batı’nın genel siyasetiyle uyuşan, hatta Avrupa’nın bölgesel etkinliğini güçlendirebilecek bir durumdur.

***


Bu vizyonu bulandıran mesele ise Türkiye’nin kendi iç barışını henüz tamamlamamış olmasıdır. Dışardan bakıldığında bu, Türkiye açısından hiç de “makul olmayan” bir konu olarak algılanmakta, demokrasi kavramının bugünkü kapsamı içinde kolay çözülebilir bir sorun olarak görülmektedir. Bu meselenin çözümünde atılacak her adımın da Türkiye’nin bölgesel konumunu güçlendireceğini belki biz görmüyoruz, ama Batı, iç barışını sağlamış bir Türkiye’nin Irak sorununun çözümüne yönelik önemli bir aktör olabileceğini görmektedir.
İç barışını sağlamış ve demokrasinin bütün kurumlarıyla işleyeceğine ilişkin iradesini tam olarak ortaya koymuş, karşı rüzgârların olumsuz etkilerinden kendini kurtarmış bir Türkiye’nin Orta Doğu ve Kafkaslar’da, Doğu Akdeniz’de üstleneceği önemli işlevler tabii ki aynı anda Türkiye’nin her bakımdan daha hızlı gelişmesinin dayanaklarını oluşturacaktır.
Meclis önünde konuşan Filistinli Mahmut Abbas ve İsrailli Şimon Perez bunu görüyor, ama “bizim bir yanımız” göremiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR