Haberin Devamı
Türkiye ile Ermenistan’ın ilişkilerinin barış ve dostluk yoluna girmesini iki kesim istemiyor. Batı’da, özellikle ABD ve Fransa’da etkili olan Ermeni diasporası için gerilim bir tür “yapıştırıcı” görevi görüyor ve ülkelerinden, kültürlerinden uzakta yaşayan bu kişileri geçmişe bağlı tutmaya yarıyor.
Bizde ise barışı ve dostluğu istemeyenler birkaç kısım. Bir kısım, sıradan ve en adi ırkçı duyguların sahipleridir ki, bunların mantıklı düşünmeleri, barış ve dostluğun anlamını kavramaları mümkün değildir. Bir başka kısım ki sayılarını tam olarak tahmin etmek mümkün değil, konuya daha “pratik” ve maddi açıdan bakıyor.
1915 sonrasında Ermenilerin bıraktıkları malları edinmiş olanların çocuklarının ya da torunlarının bir gün ellerinde evin ya da tarlanın tapusu ile çıkagelmesi korkusundan kurtulmak kolay değildir.
Aslında malın elden gitmesi ihtimalinden duyulan korku, diğer Müslüman olmayan azınlıklarla da ilgilidir.
Mal meselesi sadece bugünkü Türkiye sınırları içinde söz konusu olan bir mesele de değil. Şu anda Türkiye’de yaşayan Türklerin, Balkanlar’da ve bugün değişik Arap cumhuriyeti ya da krallığı olan topraklarda kalmış çok malı vardır. Dolayısıyla terk edilmiş topraklarda kalan mallarla ilgili olarak sıkıntılı olanların sayısı çok fazla ve “yeni devletler”i bu konuda fazla sıkıştırmak da mümkün değil.
Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasından çekinen bir kısım da, bunu AKP hükümetinin yapıyor oluşundan rahatsız. Bu adımın dünyada sağladığı bir “getiri” vardır ve o kısım, getirinin bu hükümete ait olmasından hoşlanmıyor. Bunlar Türk-Ermeni protokollerinde Ermenistan’ın tanımadığı bugünkü Türkiye sınırlarıyla ilgili anlaşmanın tanınması bölümünün, sınırları belirleyen anlaşmanın adı verilmeden geçmesini bir “sıkıştırma” unsuru haline getirmişlerdi. Ancak Ermenistan’dan gelen resmi açıklamalar bu sıkıştırmanın mesnetsizliğini göstermiş oldu.
Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokollere içeriden bir kısım, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Karabağ anlaşmazlığını gerekçe göstererek öyle bir tepki gösterdi ki, bu tepkiyi Karabağ sorununun doğrudan tarafı olan Azeriler bile göstermedi.
Barış ve dostluğa alışık olmayan, bu ikisinin yokluğunda kendilerini daha rahat hissedip, varlıklarını gerilim ve düşmanlıklara bağlamış olanların ve bunların oluşturduğu grupların varlığına rağmen bugün Türklerle Ermeniler yeni bir dönem için el sıkışacaklardır.
Barış ve dostluk politikalarının asıl sahipleri olan “solcular” gerçek varoluş fikirlerinden uzaklaştıklarında da bunları başkalarının gerçekleştirmesini hazmetmek zorundadır.

