Bankalar, gazeteler, TV'ler

Çukurova Grubu'nun, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ile vardığı anlaşma çerçevesinde başlayan tartışma yine klasik bir "medya savaşı" boyutunu aldı

Haberin Devamı

Çukurova Grubu'nun, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ile vardığı anlaşma çerçevesinde başlayan tartışma yine klasik bir "medya savaşı" boyutunu aldı. Tartışmanın bir tarafında olanlar, yani bu anlaşmayı eleştiren gazeteler bunun bir "medya savaşı" olmadığını söylüyorlar. Doğru olabilir, ama sonuçta kamuoyunun neyi nasıl algıladığı önemlidir. Ve kamuoyu, gazeteler arasındaki her tartışmayı "medya savaşı" olarak algılamaktadır. Daha önce yaşananlar hatırlandığında bunda haksız olunmadığı da kesindir. Bugün toplam gazete satışının 1970'li yıllardaki 5 gazetenin toplam satışını geçememiş olmasının önemli etkenlerinden birinin "medya savaşları"yla kaybedilen inandırıcılık olduğunu görmek zorundayız. Medyada ne yazık ki "ittifaklar" ve "karşı-ittifaklar" defalarca kurulmuş, bozulmuş, anlamsız ve hiç kimseye yararı olmayan savaşlar yapılmıştır.

Çok tuhaf bir manzara!
Çukurova-BDDK anlaşması meselesini bankacılık ve BDDK'nın görevleri açısından tartışmak farklı bilgi ve uzmanlık gerektirir.Ama son 4-5 yılın banka-medya ilişki ve gelişmelerine bakarsak tuhaf bir manzarayla karşılaşacağımız da kesindir. 1998-2002 döneminde 20 bankaya devlet tarafından el konulmuştur. Bu bankaların sahipleri olan (birlikler dışında) 16 kişinin 9'u aynı zamanda medya işine girmiştir. Biri girmeye çok yaklaşmış, tam girerken ortam değişmiş; ikisi de "medyaya nasıl gireriz" derken hapse girmişlerdir.
Bu gelişmeler 1998 sonunda Yeni Yüzyıl ve Bugün gazeteleri ile birkaç televizyon kanalını satın almış olan Korkmaz Yiğit'in tutuklanması ve bankalarına el konulmasıyla başlamıştır. Bundan sonraki gelişmelere ve telaffuz edilen rakamlara bakıldığı zaman, Korkmaz Yiğit'e yapılan uygulamanın anlaşılır bir yanı yoktur.

Bankaların yanında iki finans kurumu sahibi olan aynı zamanda gazete ve televizyonları olan iki grup da finans kuruluşlarının batması nedeniyle bitkisel yaşama girmiştir. Dolayısıyla banka-medya evliliği yapmış olanların sayısını 11 olarak alabiliriz. Bugün bankası ya da finans kuruluşu batmış olup, kişilere ve devlete 150 milyon dolar ile 6 milyar dolar arasında borcu olan 6 kuruluş medyada faaliyetine devam etmektedir. Kalan beşi ise havlu atmış ve televizyonlarını ya kapatmış ya da devretmiştir. Bir medya kuruluşunun bitkisel hayatta olması demek, orada çalışanların ücretlerinin ödenmemesi ya da gecikmelerle veya taksitlendirilerek ödenmesi demektir.

Tortular temizlenmeden...
Bu özeti yaptıktan sonra şu sorulan sormamız gerekiyor: Asıl işleri bankacılık ya da başka ticaret kolları olan kişiler neden medya işine böyle aceleyle ve böyle kalabalık bir halde girmişlerdir? Kuşkusuz medya dışından sermayenin de medyaya girmesi mümkündür, ancak amaç "zarar ederek etkinlik kazanmak" olamaz. Kamuya 500 milyon dolar, 600 milyon dolar, 3 milyar dolar borcu olanlar... Kişilere 100 milyon, 200 milyon dolar borcu olanlar gazete ve Televizyon kanallarını nasıl ayakta tutmaktadırlar? Ekonomik kriz devam ederken, reklam gelirleri en düşük düzeyde seyrederken onlarca gazete ve televizyon kanalını yaşatabilmek gerçekten büyük bir beceridir. Son 4 yılın manzarası ve bu manzaranın geride bıraktığı tortuların hiçbiri hoş değildir ve hiçbiri "liberal ekonomi" kavramıyla açıklanamaz. Bu manzaranın son tortuları temizlenene kadar da medyanın inandırıcığı kamuoyunda sürekli olarak sorgulanmaya devam edecektir.







DİĞER YENİ YAZILAR